Fetva Meclisi
Soru
Hocam geçmişte, ne yazık ki büyük bir hata yaparak zinaya bulaştım. Bu sebeple HPV virüsüne yakalandım. Doktorlar bu virüsün çoğunlukla iki yıl içinde vücuttan atıldığını söylüyor. Şu anda bu durumdan ötürü çokça tövbe ettim ve etmeye devam ediyorum. Artık geçmişi geride bırakıp kendime yeni bir sayfa açmak istiyorum. Ancak bu virüs bulaşıcı olduğu için evlilik konusunda çok tedirginim. Ailem bu durumdan habersiz olduğu için evlenmemi istiyor. Ben ise olası bir eş adayına bu durumu açıklayıp açıklamamam gerektiği konusunda kararsızım. Hem tövbe ettim hem de gelecekte bir aile kurmak istiyorum. Bu süreçte nasıl bir yol izlemeliyim?
Cevap
Benzer fetvalar
Rabbim evliliğinizi yeni bir hayatın başlangıcı olarak size yaşatsın ve tevbe etmiş olduğunuz günahlardan sizi arınmış kılsın. Tebrik ederim sizi. Güzel bir anne, örnek bir eş olasınız. Geçmişte yapmış olduğunuz günahınızın farkındasınız, bu farkındalığı asla kaybetmeyin. Ama tevbe etti iseniz bir daha dönüp o günahın size etki etmesine izin vermeyin. Günahın büyüklüğünü bilin ömür boyu pişmanlığını çekin ama kimseye anlatmayın. Rabbimizin en büyük rahmeti, tevbe ile bizi temizliyor olmasıdır. Ne büyük kapı ne büyük bir temizlik sürecidir, elhamdülillah! Nişanlınız size önceki hayatınızı, kendisinden öncesini sorsa bile yalan söylemeyin ama sakın anlatmayın da. Allah'ın kapamış olduğu konuları kimseye açmayın. Fıkhen de anlatmak zorunda değilsiniz. Sorduğunda cevap vermek zorunda değilsiniz. Tekrar tevbenizi hatırlayın, Allah'ın affına sığının ve düğününüze hazırlanın. Şeytanın en mutlu anınızda sizi kandırmasına izin vermeyin. Allah'a emanet olun.
Tevbe edip Rabbinin kapısına yönelmiş bir insanın geçmişi hiç önemli değildir. Sen şimdiki hâlin gibisin. Geçmişin biiznillah yok demektir. Çok güzel bir evlilik de yapabilirsin. Sana teklifle gelenlere, “Şu yaşa kadar böyle değildim. Sonra tevbe ettim.” diye genel bir ifade kullan, ayrıntıya girme. Seni böyle kabul edenin sana itiraz edeceği bir şey olmaz artık. Allah yardımcın olsun.
Bulaşıcı hastalığı olan biriyle evlenmek caizdir. Evlenip evlenmeme ise tamamen senin rızana bağlıdır. Böyle bir evlilikte riskin varlığı bilindiği için ileride hastalık bulaşırsa bu senin baştan kabul ettiğin bir risk olur; karşı taraf sorumlu tutulamaz. Ancak, tedbirsizlik sonucu ya da kasıtlı olarak bulaştırırsa, bu haram ve kul hakkı olur, ağır vebaldir. Evlilik, özellikle böyle özel durumlarda, uzun vadeli güven üzerine kurulmalıdır. Öfke kontrolü olmayan, sorumluluk bilinci zayıf biriyle risk büyüktür. Bu nedenle, “onu seviyorum” duygusunun yanında, karakter analizi yapmadan ve güven testinden geçirmeden böyle bir evliliğe girilmemelidir. Yani öfke anında kırıcı mı yoksa sakin mi? Sorunları diyalogla mı yoksa restleşerek mi çözüyor? Eğer bu şartlar sağlanmıyorsa, sevgi tek başına bu riskli evlilik için yeterli sebep olmayabilir. Nihayetinde doktorlar, ailen ve çevrenle istişareni yapmadan duygusallığa kapılarak yalnız başına evliliğe karar vermemeni tavsiye ederim. Allah en doğru kararı almanı nasip etsin.
Geçmişine tevbe eden birinin temiz kabul edilmesi dinimizin en temel kurallarından biridir, kimseyi geçmişi ile itham edemeyiz. Geçmişiniz zikretmek zorunda olduğunuz bir durum değildir. Hatta bunu alenen şu işi, şunu yaptım demeniz de hatadır. Madem tevbe ettiniz ve bu tevbenizde samimi iseniz kapatmalısınız. Erkeğin sorabileceği en tabii haklarından biri bekâret meselesidir. Zira o husustaki yanıltmanın bedeli çok ağır oluyor. Bunun dışında sorusu varsa veya sizin geçmişteki hatalarınız bunun dışında şeyler ise şöyle bir beyanda bulunmalı ama ayrıntıya girmemelisiniz: “Ben takvalı bir hayatta değildim.” İnsan geçmişini karıştırmamalı, karıştırılmasına da izin vermemelidir. Size önceki hayatınızı, kendisinden öncesini sorsa bile yalan söylemeyin ama anlatmayın da. Allah'ın kapamış olduğu konuları kimseye açmayın. Bu süreçte iletişim çok önemlidir. Ancak ilişkiniz kadar manevi huzurunuzu da koruyarak hareket etmelisiniz. Geçmişiniz hakkında muhabbet açılıyor ve siz bundan huzursuz oluyorsanız -anlattıklarınız veya anlatmadıklarınız dâhil- bir sınır çizerek artık geçmişi konuşmamak konusunda anlaşın. Net bir çizgi çizdiğinizde sizin de gönlünüz ferahlayacaktır. Yaptığınız hatalardan dolayı pişman olduğunuzu ve samimi bir şekilde tövbe ettiğinizi hatırlatın. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun.
Böyle bir iddia ile bir insanı zina üzerinden itham etmek kabul edilemez bir durumdur. 'Ben zina ettim' demedikçe tıbbın bu tahmini onun zina etmişliğini belgelemez. Tıbbın bu tespiti de yüzde yüz niteliğinde midir, o da belli değildir. Tedavi ile ilgilenmeniz gerekir. Mevcut hayatınızın temiz olmasına önem vermeniz gerekir. Şeytan sizi gereksiz yere helake sürüklemesin. Tedaviye bakın, konuyu ahirette hesaplaşma yerine havale edin. Tabii ki, huzur ise aradığınız!
Sen bir hata yaptın ama sen hatalarından ibaret değilsin. Hatalar, insanın kim olduğu değil, ne yaşadığıdır. Herkesin hayatında düşüşler, yanlış adımlar olabilir ama önemli olan bundan sonra ne yapacağın. Kendini suçlamaktan vazgeç. Allah’ın rahmeti sonsuzdur. O’nun huzuruna dönmek istiyorsan, seni geri çevirmeyecek. Tevbe eden kişi, hiç günah işlememiş gibidir. İnsan kendini affetmezse Allah'ın affını tam anlamıyla hissedemez. Geçmişte yaptıkların için “Ben kötü bir insanım.” diyerek kendini mahkûm etme. Bunlar yaşandı ve bitti. Şimdi yeni bir sayfa açma zamanı. Yeter ki geçmişten yana pişman olmuş ol ve bir daha asla yaklaşmamaya niyet ve gayret et. Diyorsun ki "Kur'an'a sarılayım diyorum, bir sayfayı zor okuyorum." Bu normal. Çünkü insanın kalbi ve maneviyatı yıprandığında, manevi tatlar zayıflar. Bunun için hemen zorlayarak değil, yavaş yavaş başlaman gerekir: - Kur’an okurken zorlanıyorsan önce anlamıyla ilgilen. Günlük bir ayet ya da kısa sure seç ve anlamını düşün. Manevi bağın güçlendikçe okuma isteğin de artacak. - Zikirleri arttır. İçsel sıkıntıyı azaltan en güzel şeylerden biri zikir ve dua. Günde en az 100 defa istiğfar et (“Estağfirullah” de). - Allah ile konuş. Dua ederken ezbere kelimeler değil, kalbinden gelen sözleri kullan. Dertlerini Rabbine aç. “Allah’ım, bu halimden kurtulmam için bana yardım et.” diye dua et. Aynaya bakıp kendini bir canavar gibi görmen ise seni daha zora sokabilecek zararlı bir bakış açısı. Bu, kendini değersiz hissettiğin için. Hâlbuki sen değersiz değilsin. Belki yanlış insanlara değer verdin, belki yanlış yerlerde huzur aradın ama bu senin değersiz olduğunu göstermez. Kendini ihmal etmek, çirkinleştirmez ama kendini sevmemek, sana böyle hissettirir. Dış görünüşünü küçük adımlarla iyileştirmeye başla. Kilo ve görünüş meselesi bir sonuçtur, sebep değil. İç huzurun arttıkça, kendini daha iyi hissettikçe dışarıdan da daha enerjik ve güzel görüneceksin inşaallah. Sosyal hayattan uzak kalmak seni tüketir. Küçük adımlarla bir yerlere çık. Tek başına bile olsa kafede bir çay iç, kitap oku, yürüyüş yap. Eski arkadaşlarınla yeniden iletişime geçebilir misin, bir bak. Belki birine "Nasılsın?" demek bile bir kapı açabilir. Eğer yalnız kalmaya devam edersen iç sesin seni daha çok hırpalayacak. Psikolojik destek alıyorsan devam et. Eğer almayı bıraktıysan yeniden bir uzmana git. Kendi kendine küçük hedefler koy. Mesela "Bugün beş dakika egzersiz yapacağım." ya da "Bugün üç sayfa kitap okuyacağım." gibi küçük adımlarla ilerle. Hayatta amaçsız kalmak, çöküşü hızlandırır Allah korusun. Kendine küçük de olsa bir hedef belirle. Atanma konusunda bir plan yap. Ders çalışma isteğin yoksa bile, günde on beş dakika bile olsa başla. Yılmadan, yorulmadan umut etmeye, gayret etmeye, sabretmeye devam et. Allah yardımcın olsun. Allah’a emanet ol.
Bulaşıcı konusundaki diğer fetvalar
Allah hepinize afiyet versin. Bu konuyu çocukların yaşlarına göre, dini hassasiyetlerimizi bilen uzman psikolog ve çocuk doktorlarına danışarak karara bağlamanızı tavsiye ederiz. Endişelerinizde haklısınız ama istişarede fayda vardır.
Ortada bir gerçek vardır, o gerçek de şudur: Bugünkü mikrobik ortam bin dört yüz yıl önce bu kadar değildir. Şimdi neredeyse her şey mikrop oldu. Bu nedenle bugüne mahsus tıbbi tedbirleri göz ardı edemeyiz. Tıbbın sağlık için önerdiklerini almak zorundayız. Bir tabaktan yemeyi ölümcül görme düzeyinde abartmanın yanlış olacağını da söyleriz, ayrı ayrı yemenin daha sağlıklı olacağını da. İtidali bulmamız mümkündür. O zamanın insanları dişlerini misvakla temizleyebiliyorlardı. Bizim dişlerimizi fırça ve macun bile temizleyemiyor. Ortada bir hayat farkı var ne yazık ki. Başımıza bela olmuş nimetler içinde yüzüyoruz adeta. Bu meseleyi iki tarafın da abarttığını zannediyorum; hadis inkâr etmek/böyle bir ithama sebep olmak gibi riskli bir uç noktaya çekmemelisiniz konuyu.
MAYMUN ÇİÇEĞİ VİRÜSÜ ile ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalık vardır. Bu hastalık için de bulaşıcılığı ve tedavi zorluğundan söz edilmektedir. Buna göre de bulaşıcı nitelikli hastalıklar için hangi hükümler söz konusu ise maymun çiçeği hastalığı için de o hükümler geçerli olur. Yalnız bu hastalık daha çok geri kalmış coğrafyalarda bilinmektedir. Sağlık Bakanlığı bu hastalık için bizim yaşadığımız bölgede de ciddi bir durum uyarısı yapmadığı sürece fıkıh açısından bir farklılık gerekmez. Yine de her zamanki gibi temasa, temiz olmaya ve benzeri sağlık için gerekli tedbirlere dikkat etmeliyiz. Böyle bir hastayı ziyaret etme konusunda doktorların uyarılarına önem vermek gerekir. Bu hastalığa bulaşanların veya bulaşanla temas edenlerin de camiye cemaate ve benzeri toplu bulunulan yerlere doktorların izin vermesi durumunda gitmeleri caiz olur.
Dinimizin açık emirlerinden biri bulaşıcı hastalığa yakalananın kendisini tedavi ettirmesi kadar başkalarına bulaştırmamasına özen göstermesidir. Bulaşıcı bir hastalığı olan uzak duracak, sağlıklı olan da ondan uzak duracaktır. Bunun dini bir görev olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Bulaşıcı hastalığını fark etmeden ve elinde olmayan nedenlerle başkasına bulaştıran için bir vebal söz konusu olmaz. Önemsememekten veya benzer bir nedenle başkasına hastalık bulaştıran kesinlikle vebal altında olur. Ciddi bir kul/kullar hakkı ihlal etmiş olur. Eğer kendisine hastalık bulaşan ikinci kişi/kişiler o hastalık nedeniyle ölecek olurlarsa bulaştırana “insan öldürmeye sebep olma” hükmü uygulanabilir. Bu da onun ölüme sebep olma günahına girmiş olması demektir. Bugün gelinen noktada salgın hastalıkla alakalı göz önünde yaşanan bir gerçek ve o gerçek etrafında gündem yapılan komplo teorileri bulunmaktadır. Göz önündeki gerçeğin öncelikli olarak dikkate alınması gerekir. Sağlıkla ilgili çalışmaları yürüten yetkililerin tavsiyelerine ve belirledikleri kurallara uyulmasının şart olduğu bir gerçektir.