İslami Delil
Sureler
37

Sâffâtسُورَةُ الصَّافَّاتِ

Mekkî· 182 ayet

Sûre hakkında (Kur'an Yolu)

Adı ve âyet sayısı

         Bütün kaynaklarda sûre Sâffât adıyla anılmış olup 1. âyette geçen ve “sıra sıra dizilenler, saf tutanlar” anlamına gelen bu kelime, ağırlıklı yoruma göre melekleri ifade etmektedir.

Nüzûlü

Mushaftaki sıralamada otuz yedinci, iniş sırasına göre elli al­tın­cı sûredir. En‘âm sûresinden sonra, Lokman sûresinden önce Mekke’de inmiştir.

Konusu

Sâffât sûresinde Allah’ın birliği, âhiret hayatının gerçekliği, o hayatta neler olacağı, inkârcıların âhiretteki pişmanlıkları ve birbirlerini suçlamaları, ayrıca Allah’ın samimi kullarının cennetteki mutlu yaşayışları hakkında bilgi verildikten sonra Nûh, İbrâhim, İsmâil, İshak, Mûsâ ve Hârûn, İlyâs, Lût ve Yûnus peygamberlerin hayat hikâyelerinin ibretli yanları ve Allah’ın onları yardımıyla desteklemesi anlatılmakta; putperestlerin bâtıl inançları eleştirilmektedir. Sûre, genellikle Kur’an tilâveti ve duaların sonunda okunması âdet haline gelen ve “Sübhâne rabbike...” diye başlayıp “ve’l-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn” diye biten âyetlerle son bulmaktadır.

  1. بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّۭا

    vessâffâti saffâ.

    Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

  2. فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًۭا

    fezzâcirâti zecrâ.

    Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

  3. فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا

    fettâliyâti zikrâ.

    Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

  4. إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌۭ

    inne ilâheküm levâhid.

    Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

  5. رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ

    rabbüssemâvâti vel'ardi vemâ beynehümâ verabbülmeşârik.

    Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

  6. إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ

    innâ zeyyennessemâeddünyâ bizînetinilkevâkib.

    Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.

  7. وَحِفْظًۭا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ مَّارِدٍۢ

    vehifzam min külli şeytânim mârid.

    Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.

  8. لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍۢ

    lâ yessemme'ûne ilelmeleil'a'lâ veyukzefûne min külli cânib.

    Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

  9. دُحُورًۭا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ وَاصِبٌ

    dühûrav velehüm azâbüv vâsib.

    Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

  10. إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ ثَاقِبٌۭ

    illâ men hatifelhatfete feetbe'ahû şihâbün ŝâkib.

    Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.

  11. فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍۢ لَّازِبٍۭ

    festeftihim ehüm eşeddü halkan em men halaknâ. innâ halaknâhüm min tînil lâzib.

    Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.

  12. بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

    bel acibte veyesharûn.

    Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.

  13. وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ

    veizâ zükkirû lâ yezkürûn.

    Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.

  14. وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةًۭ يَسْتَسْخِرُونَ

    veizâ raev âyetey yesteshirûn.

    Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.

  15. وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ

    vekâlû in hâzâ illâ sihrum mübîn.

    "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

  16. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    eizâ mitnâ vekünnâ türâbev ve'izâmen einnâ lemeb'ûŝûn.

    "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

  17. أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

    eveâbâünel'evvelûn.

    "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

  18. قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ

    kul ne'am veentüm dâhirûn.

    De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."

  19. فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

    feinnemâ hiye zecratüv vâhidetün feizâ hüm yenzurûn.

    Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.

  20. وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

    vekâlû yâ veylenâ hâzâ yevmüddîn.

    Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."

  21. هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

    hâzâ yevmülfaslillezî küntüm bihî tükezzibûn.

    Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.

  22. ۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ

    uhşürüllezîne zalemû veezvâcehüm vemâ kânû ya'büdûn.

    İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

  23. مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ

    min dûnillâhi fehdûhüm ilâ sirâtilcehîm.

    İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

  24. وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ

    vekifûhüm innehüm mes'ûlûn.

    "Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."

  25. مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

    mâ leküm lâ tenâsarûn.

    Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"

  26. بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

    bel hümülyevme müsteslimûn.

    Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.

  27. وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ

    veakbele ba'duhüm alâ ba'diy yetesâelûn.

    Birbirlerine dönüp soruşurlar.

  28. قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ

    kâlû inneküm küntüm te'tûnenâ anilyemîn.

    İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.

  29. قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

    kâlû bel lem tekûnû mü'minîn.

    Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."

  30. وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًۭا طَٰغِينَ

    vemâ kâne lenâ aleyküm min sültân. bel küntüm kavmen tâgîn.

    "Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."

  31. فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

    fehakka aleynâ kavlü rabbinâ. innâ lezâikûn.

    "Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."

  32. فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ

    feagveynâküm innâ künnâ gâvîn.

    "Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".

  33. فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍۢ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

    feinnehüm yevmeizin fil'azâbi müşterikûn.

    O gün hepsi azabda birleşirler.

  34. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

    innâ kezâlike nef'alü bilmücrimîn.

    Doğrusu suçlulara böyle yaparız.

  35. إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

    innehüm kânû izâ kîle lehüm lâ ilâhe illellâhü yestekbirûn.

    Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.

  36. وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍۢ مَّجْنُونٍۭ

    veyekûlûne einnâ letârikû âlihetinâ lişâ'irim mecnûn.

    "Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.

  37. بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    bel câe bilhakki vesaddekalmürselîn.

    Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.

  38. إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ

    inneküm lezâikul'azâbil'elîm.

    Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.

  39. وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    vemâ tüczevne illâ mâ küntüm ta'melûn.

    Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.

  40. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    illâ ibâdellâhilmuhlesîn.

    Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.

  41. أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌۭ مَّعْلُومٌۭ

    ülâike lehüm rizkum ma'lûm.

    İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

  42. فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ

    fevâkih. vehüm mükramûn.

    İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

  43. فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    fî cennâtinne'îm.

    İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

  44. عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ

    alâ sürurim mütekâbilîn.

    İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

  45. يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۭ

    yütâfü aleyhim bike'sim mim me'în.

    Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

  46. بَيْضَآءَ لَذَّةٍۢ لِّلشَّٰرِبِينَ

    beydâe lezzetil lişşâribîn.

    Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

  47. لَا فِيهَا غَوْلٌۭ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

    lâ fîhâ gavlüv velâ hüm anhâ yünzefûn.

    Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

  48. وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌۭ

    ve'indehüm kâsirâtuttarfi în.

    Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.

  49. كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌۭ مَّكْنُونٌۭ

    keennehünne beydum meknûn.

    Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.

  50. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ

    feakbele ba'duhüm alâ ba'diy yetesâelûn.

    Birbirlerine dönüp sorarlar:

  51. قَالَ قَآئِلٌۭ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌۭ

    kâle kâilüm minhüm innî kâne lî karîn.

    İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

  52. يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

    yekûlü einneke leminelmüsaddikîn.

    İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

  53. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

    eizâ mitnâ vekünnâ türâbev ve'izâmen einnâ lemedînûn.

    İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

  54. قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

    kâle hel entüm müttali'ûn.

    Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.

  55. فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

    fettale'a feraâhü fî sevâilcehîm.

    Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.

  56. قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

    kâle tellâhi in kitte letürdîn.

    Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."

  57. وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

    velevlâ ni'metü rabbî leküntü minelmuhdarîn.

    "Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."

  58. أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

    efemâ nahnü bimeyyitîn.

    "Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"

  59. إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

    illâ mevtetenel'ûlâ vemâ nahnü bimü'azzebîn.

    "Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"

  60. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    inne hâzâ lehüvelfevzül'azîm.

    İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.

  61. لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ

    limiŝli hâzâ felya'melil'âmilûn.

    Çalışanlar bunun için çalışsın.

  62. أَذَٰلِكَ خَيْرٌۭ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

    ezâlike hayrun nüzülen em şeceratüzzekkûm.

    Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?

  63. إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةًۭ لِّلظَّٰلِمِينَ

    innâ ce'alnâhâ fitnetel lizzâlimîn.

    Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.

  64. إِنَّهَا شَجَرَةٌۭ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ

    innehâ şeceratün tahrucü fî aslilcehîm.

    O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.

  65. طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ

    tal'uhâ keennehû ruûsüşşeyâtîn.

    Tomurcukları şeytan başı gibidir.

  66. فَإِنَّهُمْ لَءَاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

    feinnehüm leâkilûne minhâ femâliûne minhelbütûn.

    İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.

  67. ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًۭا مِّنْ حَمِيمٍۢ

    ŝümme inne lehüm aleyhâ leşevbem min hamîm.

    Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.

  68. ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ

    ŝümme inne merci'ahüm leilelcehîm.

    Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.

  69. إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ

    innehüm elfev âbâehüm dâllîn.

    Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.

  70. فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ

    fehüm alâ âŝârihim yühra'ûn.

    Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.

  71. وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ

    velekad dalle kablehüm ekŝerul'evvelîn.

    Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.

  72. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

    velekad erselnâ fîhim münzirîn.

    And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.

  73. فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

    fenzur keyfe kâne âkibetülmünzerîn.

    Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!

  74. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    illâ ibâdellâhilmuhlesîn.

    Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.

  75. وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌۭ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ

    velekad nâdânâ nûhun feleni'melmücîbûn.

    And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.

  76. وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

    venecceynâhü veehlehû minelkerbil'azîm.

    Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

  77. وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ

    vece'alnâ zürriyyetehû hümülbâkîn.

    Ancak onun soyunu sürekli kıldık.

  78. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ

    veteraknâ aleyhi fil'âhirîn.

    Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

  79. سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍۢ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ

    selâmün alâ nûhin fil'âlemîn.

    Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

  80. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    innâ kezâlike neczilmuhsinîn.

    İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.

  81. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    innehû min ibâdinelmü'minîn.

    Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.

  82. ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ

    ŝümme agraknel'âharîn.

    Sonra, diğerlerini suda boğduk.

  83. ۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ

    veinne min şî'atihî leibrâhîm.

    İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.

  84. إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍ

    iz câe rabbehû bikalbin selîm.

    Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.

  85. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ

    iz kâle liebîhi vekavmihî mâzâ ta'büdûn.

    İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"

  86. أَئِفْكًا ءَالِهَةًۭ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

    eifken âliheten dûnellâhi türîdûn.

    "Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"

  87. فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    femâ zannüküm birabbil'âlemîn.

    "Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"

  88. فَنَظَرَ نَظْرَةًۭ فِى ٱلنُّجُومِ

    fenezara nazraten finnücûm.

    İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.

  89. فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌۭ

    fekâle innî sekîm.

    İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.

  90. فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ

    fetevellev anhü müdbirîn.

    Onu bırakıp gittiler.

  91. فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

    ferâga ilâ âlihetihim fekâle elâ te'külûn.

    O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.

  92. مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

    mâ leküm lâ tentikûn.

    O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.

  93. فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ

    ferâga aleyhim darbem bilyemîn.

    Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.

  94. فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

    feakbelû ileyhi yeziffûn.

    Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.

  95. قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

    kâle eta'büdûne mâ tenhitûn.

    İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."

  96. وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

    vellâhü halekaküm vemâ ta'melûn.

    İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."

  97. قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًۭا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ

    kâlübnû lehû bünyânen feelkûhü filcehîm.

    Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.

  98. فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًۭا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ

    feerâdû bihî keyden fece'alnâhümül'esfelîn.

    Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.

  99. وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ

    vekâle innî zâhibün ilâ rabbî seyehdîn.

    İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.

  100. رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

    rabbi heb lî minessâlihîn.

    "Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.

  101. فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍۢ

    febeşşernâhü bigulâmin halîm.

    Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.

  102. فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ

    felemmâ belega me'ahüssa'ye kâle yâ büneyye innî erâ filmenâmi ennî ezbehuke fenzur mâzâ terâ. kâle yâ ebetif'al mâ tü'mer. setecidünî in şâellâhü minessâbirîn.

    Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.

  103. فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ

    felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn.

    Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

  104. وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ

    venâdeynâhü ey yâ ibrâhîm.

    Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

  105. قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    kad saddakterru'yâ. innâ kezâlike neczilmuhsinîn.

    Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

  106. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ

    inne hâzâ lehüvelbelâülmübîn.

    Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.

  107. وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍۢ

    vefedeynâhü bizibhin azîm.

    Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.

  108. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ

    veteraknâ aleyhi fil'âhirîn.

    Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

  109. سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ

    selâmün alâ ibrâhîm.

    Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

  110. كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    kezâlike neczilmuhsinîn.

    İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.

  111. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    innehû min ibâdinelmü'minîn.

    Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.

  112. وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّۭا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

    vebeşşernâhü biishâka nebiyyem minessâlihîn.

    Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.

  113. وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌۭ وَظَالِمٌۭ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌۭ

    vebâraknâ aleyhi ve'alâ ishâk. vemin zürriyyetihimâ muhsinüv vezâlimül linefsihî mübîn.

    Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.

  114. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

    velekad menennâ alâ mûsâ vehârûn.

    And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.

  115. وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

    venecceynâhümâ vekavmehümâ minelkerbil'azîm.

    İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.

  116. وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ

    venesarnâhüm fekânû hümülgâlibîn.

    Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.

  117. وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ

    veâteynâhümelkitâbelmüstebîn.

    Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.

  118. وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

    vehedeynâhümessirâtalmüstekîm.

    Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.

  119. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْءَاخِرِينَ

    veteraknâ aleyhimâ fil'âhirîn.

    Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.

  120. سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

    selâmün alâ mûsâ vehârûn.

    Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.

  121. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    innâ kezâlike neczilmuhsinîn.

    Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.

  122. إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    innehümâ min ibâdinelmü'minîn.

    İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.

  123. وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    veinne ilyâse leminelmürselîn.

    Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.

  124. إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

    iz kâle likavmihî elâ tettekûn.

    Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

  125. أَتَدْعُونَ بَعْلًۭا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ

    eted'ûne ba'lev vetezerûne ahsenelhâlikîn.

    Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

  126. ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

    allâhe rabbeküm verabbe âbâikümül'evvelîn.

    Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

  127. فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

    fekezzebûhü feinnehüm lemuhdarûn.

    Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.

  128. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    illâ ibâdellâhilmuhlesîn.

    Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.

  129. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ

    veteraknâ aleyhi fil'âhirîn.

    Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.

  130. سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ

    selâmün alâ ilyâsîn.

    Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.

  131. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    innâ kezâlike neczilmuhsinîn.

    Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.

  132. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    innehû min ibâdinelmü'minîn.

    O, inanmış kullarımızdandı.

  133. وَإِنَّ لُوطًۭا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    veinne lûtal leminelmürselîn.

    Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.

  134. إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

    iz necceynâhü veehlehû ecme'în.

    Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.

  135. إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ

    illâ acûzen filgâbirîn.

    Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.

  136. ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ

    ŝümme demmernel'âharîn.

    Sonra diğerlerini yok etmiştik.

  137. وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ

    veinneküm letemürrûne aleyhim musbihîn.

    Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?

  138. وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    vebilleyl. efelâ ta'kilûn.

    Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?

  139. وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    veinne yûnüse leminelmürselîn.

    Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.

  140. إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

    iz ebeka ilelfülkilmeşhûn.

    Dolu bir gemiye kaçmıştı.

  141. فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ

    fesâheme fekâne minelmüdhadîn.

    Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.

  142. فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌۭ

    feltekamehülhûtü vehüve mülîm.

    Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.

  143. فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ

    felevlâ ennehû kâne minelmüsebbihîn.

    Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.

  144. لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

    lelebiŝe fî batnih ilâ yevmi yüb'aŝûn.

    Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.

  145. ۞ فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌۭ

    fenebeznâhü bil'arâi vehüve sekîm.

    Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.

  146. وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةًۭ مِّن يَقْطِينٍۢ

    veembetnâ aleyhi şeceratem miy yaktîn.

    Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.

  147. وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

    veerselnâhü ilâ mieti elfin ev yezîdûn.

    Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.

  148. فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍۢ

    feâmenû femetta'nâhüm ilâ hîn.

    Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

  149. فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ

    festeftihim elirabbikelbenâtü velehümülbenûn.

    Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?

  150. أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًۭا وَهُمْ شَٰهِدُونَ

    em halaknelmelâikete inâŝev vehüm şâhidûn.

    Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?

  151. أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

    elâ innehüm min ifkihim leyekûlûn.

    Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.

  152. وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ

    veledellâhü veinnehüm lekâzibûn.

    Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.

  153. أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ

    astafelbenâti alelbenîn.

    Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?

  154. مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

    mâ leküm. keyfe tahkümûn.

    Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?

  155. أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    efelâ tezekkerûn.

    Hiç düşünmez misiniz?

  156. أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌۭ مُّبِينٌۭ

    em leküm sültânüm mübîn.

    Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?

  157. فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    fe'tû bikitâbiküm in küntüm sâdikîn.

    Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.

  158. وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًۭا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

    vece'alû beynehû vebeynelcinneti nesebâ. velekad alimetilcinnetü innehüm lemuhdarûn.

    Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.

  159. سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

    sübhânellâhi ammâ yesifûn.

    Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

  160. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    illâ ibâdellâhilmuhlesîn.

    Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.

  161. فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

    feinneküm vemâ ta'büdûn.

    Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

  162. مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ

    mâ entüm aleyhi bifâtinîn.

    Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

  163. إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ

    illâ men hüve sâlilcehîm.

    Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

  164. وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌۭ مَّعْلُومٌۭ

    vemâ minnâ illâ lehû mekâmüm ma'lûm.

    Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

  165. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ

    veinnâ lenahnussâffûn.

    Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

  166. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ

    veinnâ lenahnülmüsebbihûn.

    Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

  167. وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ

    vein kânû leyekûlûn.

    Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

  168. لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًۭا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    lev enne indenâ zikram minel'evvelîn.

    Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

  169. لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    lekünnâ ibâdellâhilmuhlesîn.

    Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

  170. فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

    fekeferû bih. fesevfe ya'lemûn.

    Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.

  171. وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ

    velekad sebekat kelimetünâ li'ibâdinelmürselîn.

    And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.

  172. إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ

    innehüm lehümülmensûrûn.

    Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.

  173. وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ

    veinne cündenâ lehümülgâlibûn.

    Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.

  174. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ

    fetevelle anhüm hattâ hîn.

    Bir süreye kadar onlara aldırış etme.

  175. وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

    veebsirhüm fesevfe yübsirûn.

    Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.

  176. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

    efebi'azâbinâ yesta'cilûn.

    Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?

  177. فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ

    feizâ nezele bisâhatihim fesâe sabâhulmünzerîn.

    O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!

  178. وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ

    vetevelle anhüm hattâ hîn.

    Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

  179. وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

    veebsir fesevfe yübsirûn.

    İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.

  180. سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

    sübhâne rabbike rabbil'izzeti ammâ yesifûn.

    Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

  181. وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ

    veselâmün alelmürselîn.

    Ve selam, peygamberleredir.

  182. وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    velhamdü lillâhi rabbil'âlemîn.

    Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.

Sureyi sesli dinle

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.