Fetva Meclisi
Soru
Hocam babam doksan dört yaşında ve on senedir şehirde yaşıyoruz. Önceden babam köydeydi, tarlası da vardı ve durumu iyiydi. Fakat zekâtının hesabını kuruşu kuruşuna yapmayıp rastgele veriyordu. Bazen de vermiyordu belki bilmiyorum. Tek emin olduğum şey, bu kadar kazancımız oldu, şu kadar da vermemiz gereken zekât diye net bir hesap çıkarmadı hiçbir zaman. Şimdi babamın sağlık durumu çok iyi değil, yürüyemiyor ve doğru düzgün konuşamıyor. Ben babamın rızasını alıp bana düşen mirastan ve kendi kazancımdan tahmini bir miktar belirleyip babamın zekâtı niyetine versem doğru bir davranış yapmış olur muyum? Daha doğrusu hesap gününde babamın üzerinde zekât mesuliyeti düşer mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Zekât, ferdi bir ibadettir. Topladığınız para, aranızda bölüşmediğiniz ve ortak rızanızla kullanılan bir paradır. O paranın zekâtı gerekmesi için size dağıtılması ve her birinize 81 gram altın alacak kadar düşmesi, ondan sonra da üzerinden 255 gün geçmesi gerekir. Eğer daha önce zekâtını verdiğiniz bir mal varsa bu malı ona ilave edebilirsiniz. Onunla beraber bu paranın da zekâtı verilir. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Hayvancılıkla ilgili kuralları belirleyen kanunlara, kurallara uymanız gerekir. Onlara aykırı davranmanız durumunda insana zarar verdiğiniz için veya hayvana eziyet ettiğiniz için vebale girersiniz. Geçmiş için istiğfar edin yeterlidir. Annenizin biriktirdiği para zekât seviyesine gelince zekâtı verilecektir. Akide konularına ilmihal düzeyinden daha fazla girmenizi tavsiye etmem size, zihniniz karışabilir.
Hayır, satmaya karar vermediğiniz sürece tır için zekât vermeniz gerekmez. O sizin ekmek teknenizdir. Ondan kazandığınızdan biriktirirseniz o paradan zekât vereceksiniz. Şu anda borcunuz da bulunuyor. O borç oranını elinizde para olsa da ondan düşebilirsiniz. Allah Teâlâ işinize bereket versin. Aman kul hakkına dikkat edin. Özellikle yollarda kural ihlali yapmamaya çalışınız. Bereketini göreceğiniz bir iş üzere olmaya çalışınız.
O tarla için zekât vermeniz gerekmez. Sizin bir ticari niyetiniz yoktu. Devlet sizden orayı satın aldı. Aldığı o andan itibaren sizin elinize geçen paranın zekâtını hesaplayın. Eğer önceden nisap miktarı malınız vardı ise bunu ona ilave edin, zekât verirken toplamının zekâtını verin. Önceden nisap miktarı malınız yoktu ise bu para nisap miktarıdır, bunun üzerinden yıl geçince zekâtını verin.
Selamünaleyküm. Birikmiş parası olmayanın zekât vermesi gerekmez. En az altı bin lira civarında yedekte bekleyen paranız olması gerekir ki zekât verin.
Babanın kesin olarak eksik kalan ibadetlerini hesaplayın. Şüpheli olmasın. Verilmemiş şu kadar yıl deyin. Kesilmeyen kurbanların kesilmesi diye bir şey yoktur. Onun yerine kurban parası kadar sadaka verilebilir. Fitreleri de o yılın miktarı üzerinden verebilirsiniz. Zekâtta ise zaman aşımı yoktur, verilmeyen zekât verilir. Ne kadar borcu olduğunu hesaplamanız gerekir. Tahmini olmaz.
baba konusundaki diğer fetvalar
Bu konuyu iki başlık altında ele almamız gerekiyor. Babanın fakir çocuğun zengin olduğu durum: Bu durumda çocuk babaya ihtiyacı olanı vermek zorundadır. Verdiğini de BORÇ kabul edemez. Baba fakir değil ya da çocuk fakir durumunda ise çocuğun BORÇ vermesi caizdir. Bu durumda babanın borcu ödemesi gerekir. Ödemezse çocuk mahkeme yoluna başvurabilir. Şu kadar ki, mahkeme sonucunun babanın hapis cezası alması şekline dönüşmesi caiz olmaz. Baba veya anne çocuğundan ötürü hapsedilemez bu durumda.
Babaya itaat farzdır, Allah’ın emridir. Zina gibi bir haram riskinden uzak durmak da Allah’ın emridir. Bu ikinci emir birinci emirden daha öncelikli bir emirdir. Babanız sizin cehenneme gireceğiniz sürece bilmeden de olsa sebep olamaz/olmamalıdır. Önce siz kendinizi tartın, değerlendirin, bir gençlik hevesi midir yoksa evlenmeye hazır mısınız onu inceleyin/incelettirin. Hazırsanız babanızı karşınıza alın ve nazik bir şekilde kendi işinizi kendiniz çözecek kadar ciddi olduğunuzu söyleyin. Bir süre sonra da evlenin. Bu hususta ve bu noktada babanıza itaat etmeniz gerekmez.
Üvey baba, üvey anne, üvey çocuk birbirlerine karşı insanlık bağı ile bağlıdırlar. Bu bağ da sıradan insanlardan daha kuvvetli bir bağdır ama öz anne, öz baba, öz evlat gibi de değildir. Bunun sadece şöyle bir istisnasını zikredebiliriz: Eğer kadın ikinci evlendiği kocasıyla ilk çocuklarını bakması şartı ile evlendi ise koca da bu şartı kabul etti ise üvey olan çocuklarına bakmak durumundadır. Netice olarak, böyle bir üveylik durumunda insanlık ve vicdani bağ, eşle muhabbetin gereği gibi bağlayıcılıktan söz edilebilir ama “baba/anne/evlat” düzeyinde bağ yoktur.
Hayır, bulunamaz diye bir şey yoktur. “Bulunmasa da olabilir” şeklindedir doğru olan.
Babanızın getirdiğini yemeniz daha iyi gibidir.
Allah Teâlâ babanıza afiyet, size de sabır ihsan etsin. Âmin. Ana hatları ile bunayan bir kişi için bilinmesi gereken fıkıh kurallarını şöyle özetleyebiliriz: Babanızın bunamış olduğunu muhakkak doktora tespit ettirin. Tıp deyimiyle DEMANS denen hastalık neticede doktorun ilgi alanına girmektedir. Ne derece demans (bunama) içinde olduğunu doktor kararlaştırmalıdır. Siz çocukları olarak bu kararı vermeyin. Bunama (demans) birden çok evreden oluşuyor. Hafif, orta ve ileri evrelerine göre hüküm de değişecektir. Doktor size bu evrelerden hangisinde olduğunu söylesin. Eğer babanızın bunama durumu hafif bunama ise onun ibadetleri açısından bir farklılık olmayacaktır. Unuttuğu veya yanlış yaptığı olursa onu düzelteceği kabul edilerek ibadet hayatına devam eder. Orta evrede ise bunaması bu durumda bazen iyi bazen da kendini kaybetmiş bir durumda demektir. Bu durumdaki biri için iyi olduğu zamanlarda ibadetlerini yapsın şeklinde bir özetleme yapabiliriz. Eğer bunama son evrede ise ibadet yükümlülüğü de kalkmış demektir. Bu durumdaki bir Müslüman için namaz gibi bedeni ibadetler, hac, kurban ve zekât gibi mali ibadetlerin hükmü Hanefi mezhebi ölçülerinde aynıdır. Böyle birinin ekonomik uygulamaları, hibe yapması gibi mali işlemleri ise özellikle ikinci ve üçüncü evredeki bunamışlar için ancak vasi yani onun adına işlerini gören biri yoluyla olmalıdır. Bu da ya mahkeme kararı ile ya da aile meclisinin onayı ile yapılabilir. Birinci evredekiler için ise büyük harcamalar, zarar oluşturacak nitelikteki işler olarak ayrım yaparız. Evlilik ve boşama gibi işleri ise kesinlikle tek başına bırakılmamalıdır. Özellikle ikinci ve üçüncü evredekiler için tek başına karar veremez olduğu bilinmelidir.