Fetva Meclisi
Soru
Cenaze olduğu zaman hanımlar evlerde akşamları 7 gün toplanıyor ve Yasin, Mülk suresi vs. okunduktan sonra belirli bir sayıda ‘la ilahe illallah’ çekip dua eşliğinde ölüye hediye edip ikram vs. aldıktan sonra dağılıyorlar. Bana da teklif ediliyor Kur’an okumam için fakat ben bu durumdan çok rahatsızım. Maalesef bid’atlere takılıp kalmışız ve hazır böyle bir topluluk bir aradayken bunu değerlendirmek isterim, ne önerirsiniz hocam, cenaze evinde ne tür bir sohbet verebilirim?
Cevap
Benzer fetvalar
Bid'atlerde kimse nihaî bir savaş zaferi elde edememiştir. Bid'atler bu ümmetin iç imtihanlarından biridir. Kesinlikle salıverilmeleri doğru olmaz. Mücadele ederken kendimizi helak etmemize de değmez. Üzerinize düşeni yapın; anlatın, ikaz edin, nasihat edin, doğru olanı gösterin ama abartmayın. Abarttığınızın altında kalabilirsiniz. Şunu da unutmayın: her bid'at ihmal edilmiş bir sünnet’in yerine çıkan mantar gibidir. Siz Sünneti yayın, bid'atler kendiliğinden erisin. Allah'a emanet olun.
Ne yazık ki, cenazenin ve ölümün törenleştiği bir zamanda yaşıyoruz. Ölenin gittiği yerdeki akıbetinden çok geride kalanların şöhreti, ne derler endişesi öne çıkmaktadır. Bu durum, ahiretimiz açısından afettir. Ölene rahmet dilemek, dua etmek, kalan yakınlarına başsağlığı dilemek, acılarını paylaşmak görevimizdir. Ölüm ve yemeğin birleşmesini gerektirecek dini bir temel yoktur, gerek yoktur. Ölünün arkasından şu gün veya bugünlerin tamamı bid’attir, cenaze edebiyatıdır. Vakit israfıdır, umut çürütmektir.
Yetmiş bin kelimeyitevhid okuma diye bir ibadet yoktur. Mü'min olarak ölen birine kendisine ait tek bir kelimeyitevhid yeter biiznillah. Öyle olmayana da milyarlarca kere okunsa boş iştir. İnsanlar, yaşayanların Allah'tan uzak bir hayat sürmelerine karşı bir evde toplanıp tek bir kelime konuşmaya vakit bulamazken ölmüşleri için bu tür toplantıları seve seve yapmaları neyin işaretidir bilemiyoruz. Diriyi kurtaracak bir oturum koca bir cennet demektir ve biiznillah çaredir. Buna yanaşan yok ama ölü üzerinden duygu sömürüsüne rağbet çok. Hasbunellah! Yasin günleri de buna dâhildir. Bunlar Ashab-ı Kiramın yaptığını duymadığımız işlerdir. Onlardan başka da peşinden gidilmeye değer kimse yoktur.
Kur'an’ımız hidayet ve saadet kaynağımızdır. Ondan yoksunluğumuz veya uzaklığımız ise şekavet sebebimizdir. Bugünkü dünyamızda Kur'an’dan uzak kalmanın oluşturduğu iman zafiyeti, ümmet olma kabiliyetimizin kaybolması, ardı ardına gelmeye devam eden semavi ve beşerî musibetler, insanlar arasında hatta mü'minler arasında hızla yayılan şüpheler ve şehvetler ve netice olarak başta aile olmak üzere en temel değerlerimizi kaybetmemiz yanlış gidişatın işaretleri olarak anlaşılabilir. Ortada bir iman zafiyeti vardır. İbadetlerdeki tembellik, günahlardaki kabarmalar da bu nedene dayanmaktadır. Şeriatımıza ait ilimlerdeki geri kalmışlık da adeta tuz biber olmaktadır. Gelişen iletişim imkânları, insanlara pompalanan hümanist idrakler gözle görülür bir kibir, bencillik, kendini beğenmişlik salgını getirmiştir. İnsanlar ahirete imanı neredeyse lütfedip benimseyecek tavırlar gösterebilmektedirler. Buna ilave olarak dine davetle yükümlü kimselerin vazifelerini ibadet heyecanı ile değil de maaş takibi ile yapıyor olmaları ise ayrı bir bereketsizlik getirmektedir. Kötü arkadaş çevresi, derin gaflet, tapınılırcasına peşinden koşulan dünya nimetleri, mubahlarda aşırılık, israf, vakti en değersiz nesne gibi tüketme gibi sıkıntılar bir fikir sapmasını, düşünememeyi beraberinde getirmektedir. Bunun sonuçlarından biri olarak bid’atler ibadetlerin düzeyine çıkarılmış, ahireti hatırlatmaya yönelik uyarılar aşırılık olarak yorumlanmıştır. Siyasetten ve ticaretten tamamen uzaklaştırılmış bir Kur'an ile baş başa kalmış olduk. Kadın ve aile, gençlik hedef tahtasına konan ilk değerlerimiz oldu. İçerideki bu çürümeye dışarıdaki saldırılar katılınca birbirlerine destek olup Kur'an’ımızdan uzak kalacağımız ortama zemin hazırlandı. Bütün bunları gözümüzle görebileceğimiz kadar açık ve itirazsız izleyebildiğimize göre, dönüş için neler gerektiği de bilinmiş olmaktadır. Âlimlerimiz yeniden bir Kur'an’a dönüş hamlesi yapmalı ve hepimiz dünyanın faniliğine imanımızı tazeleyerek çalışıp salih ameller yapmak durumundayız. Allah yardımcımız olsun. Âmîn.
Selamünaleyküm. Hiç bir bid'atte hayır yoktur; hayır olduğu gibi Sünnet'tedir.Ancak, mümin iki risk arasında kaldığında hafif olan riski tercih eder. Bu bir fıkıh kaidesidir. İnsanlara tebliğ yollarını tıkatacaksa öyle bir toplantıya katılmak hafif olan riski tercih etmektir. Gidip orada asıl işin dünyada iken Kur'an'la amel etmek olduğunu anlatacaksak, gidebiliriz. O tip toplantılarda mü'min şahsiyetimizin erimemesine dikkat etmeliyiz.
Selamünaleyküm. Şunu çok iyi bilin: Dinimizin düşmanları sadece siyonistler değildir; bilakis asıl tehlikeli düşman içerideki 'bizim dilimizi konuşabilen, bizden gibi görünen' düşmanlardır. Çok dikkat etmelisiniz. Siz onlarla kesinlikle mücadele edemezsiniz. Kendinizi koruyun, uzak durun onlardan. Onları düzeltirken siz helak olursunuz. Önce bir İLMİHAL kitabı okuyarak başlayın. Diyanet İşleri'nin İlmihali'ni okuyabilirsiniz. Onu iyice okuduktan sonra o sizi yeni yeni eserlere çekecektir.
bid'at konusundaki diğer fetvalar
Bu durum, dindeki ilerleme seviyemizi gösteren bir durumdur. Ne yazık ki bu tür görüntüler İslam adına ortaya konmaktadır. Her türlü bid'at yanlıştır. Biz böyle inanıyoruz. Sizin için bir vesveseye dönüşmeyecek şekilde gördüklerinizi tatlı bir dille ikaz edebilirsiniz, etmelisiniz de. Yalnız şunu bilin: İkaz başka şey tartışmak başka şeydir. Asla tartışıp kendinizi yıpratmayın.
Din bilgisi olarak kastedilen ZARURATIDİNİYYE, bilinmemesi durumunda insanın ya mü'min olmasını imkânsızlaştıracak ya da amel olarak bilinip yapılmadığında Müslüman olmayı zorlaştıracak bilgi kastedilir. Meleklere iman etmek birinci bölümün örneği olarak alınabilir. Namazın farz olduğunu bilmek de ikinci bölümün örneği olarak alınabilir. Bu bilgi, kişiden kişiye, zamandan zamana ve mekândan mekâna göre de az veya çok farklılık gösterebilir. Sıradan bid'atler ise bu bilgi listesinde bulunmaz.
Himmet, duası makbul bir kuldan dua talep etmek olarak anlaşılmalıdır. Bu da muteberdir. Mü'minler birbirlerinden, salih zat olarak zannettiklerinden dua isterler. Böyle bir himmetin bir sakıncası olmadığı gibi yapılması tavsiye edilecek işlerdendir. Eğer himmet, kim olursa olsun şu anda yaşayan veya ölmüş insanlardan birinden belli bir işi/desteği, isteyen adına yapmasını beklemek ise böyle bir iş, ashab-ı kiramın yapmadığı bir iştir. Onların yapmadığında da hayır yoktur.
Aleykümselam. Yaptıklarınızda bid'at yoktur. Bid'atleri değil de bid'at olmayan şeyleri öğrenmeniz daha doğru olur. Bunun için de ibadetlerde ilmihal kitabını, ahlâk ve benzerinde de Riyazu's salihin'i okuyun.
Camilerde MEVCUT YAPILAN ŞEKLİYLE tesbihat, bid'attir. Bu bid'atin bu şekilde uygulanmasında fayda mülahaza edildiği için sürdürüle gelmiştir. Meseleye bu şekilde bakıldığında, yapılmasında faydalar görüldüğü kadar sakıncalar da ileri sürülebilir. Herkes kendi görüşü ile hareket etmeli ama insanların kalbine vesvese bırakmamalıdır.
“Kâfir saymak” en son ve en zor kullanılabilecek kavramlardandır. Özellikle Ehl-i Sünnet uleması “kâfir sayılır” ifadesini kolay kolay kullanmamışlardır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden sonra bu ümmetin başında Ebu Bekir radıyallahu anh halife olarak bulunmuştur. O zamanın bütün Müslümanları da buna razı olmuştur. Bu durumu daha sonra kabul etmeyen ve onun halifeliğini kabul etmeyen bid’at ehli kabul edilmiştir. Bazı Hanefi uleması öylelerini kâfir olarak görmüşlerse de genel kanaat küfürden önceki nokta olan bid’at noktasında bulundukları şeklindedir.