Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir hadiste Peygamber Efendimiz “Kendisiyle ilgili olmayan bir şeyi terk etmesi kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir.” diye buyuruyor. Peki, günlük hayatta bir haksızlığa veya bir zulme şahit olduk ve ortada bir kötülük var. Bu durumda bizi direkt ilgilendirmiyor diye düzeltmeye veya engellemeye kalkmayacak mıyız?
Cevap
Benzer fetvalar
Günaha girmiyorsunuz. Affedebilmek bir meziyettir, herkes onu yapamayabilir. Her zaman da yapılamayabilir. Zamana yayın. Size tavsiyemiz bu konuyu zamana bırakın şeklinde olur. Bir zaman sonra rahatlarsınız, diyeceğinizi o zaman dersiniz.
Aleykümselam.Bu hadis sahih bir hadistir. Buharî ve Müslim'in rivayet ettiği bir hadistir. Dolayısıyla varlığı açısından bir sıkıntı yoktur. Delalet ettiği mana açısından ise şunu anlamamız gerekir: Bir insanın iman dairesi dışında olduğunu iddia etmek yani onu tekfir etmek bir belge ister. Bu belge de o kişinin imandan çıktığını belgeleyecek KESİN ve AÇIK bir belge olmalıdır. Bu yokken küfürle itham eden, kendisinin düşeceği bir kuyuyu kazmış olabilir. Anlatılan budur.
Allah için yapılacak işlerden hatta ibadetlerden biri de insanların dini anlamalarına yardım etmektir. Herkes bilgisi ve imkânı kadar bu işle görevlidir aslında. Bu bir ibadettir. Bütün ibadetler gibi bunun da en temel şartı ihlastır. İhlas bir işi sadece Allah için yapmak demektir. Yalnız Allah için yapılan bir işten Müslüman’ın mutluluk hissetmesi sakıncalı değildir. Yeter ki riya ve gösterişe dönüşen bir sonuca gidilmesin. Genelde insanların takdiri ve övgüsü ihlası azaltır ama işi yapanın kalbi kaymadığı sürece övgü ve takdir bir engel değildir. Bilakis övgü arttıkça gayret de artıyorsa bu güzel bir durum kabul edilir. Şüphesiz şeytanın ve nefsin kışkırtması açısından riskli bir durum oluşur ama genel olarak bunu bir sakınca göremeyiz. Kendimizi test edeceğimiz ölçü olarak şunu belirleyebiliriz: Allah için olan niyetimiz ve maddi beklentiden uzak kalışımız devam ediyordur. İnsanların takdiri olsun veya olmasın biz aynı heyecanla devam edebiliyoruz. Bunu sağlayabildiğimizde sakınca da yok demektir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme sorulan benzer bir soruya verdiği cevap bizim için çok önemlidir: “O mü'mine bu hayattaki bir müjdedir!” İnsanların takdir etmesini ve bu takdirin mü'mini mutlu etmesini ahiretteki sevaptan önce dünyadaki bir müjde olarak görmüştür aleyhisselam efendimiz. Elbette insanın hoşlanması, övgü beklemesi belki de kendisine şöhret yolu açılması kalbin ifsadı açısından tehlikedir, kişinin uzak kalma gayreti içinde olması gerekir ama bu durum tek başına bir kötülük değildir. Kişiden kişiye ve konudan konuya farklı bir sınav olarak anlaşılmalıdır. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Kulun başına gelen olumsuzlukları değerlendirirken “her olumsuzluk” diye sınırlandırılmış bir ifade yanlıştır. Evet, elimizin/dilimizin/gözümüzün yaptıkları, kalbimizin kaypaklıkları netice olarak Allah’tan musibet gelme nedeni olabilir. Bunu gösteren, işaret eden ayet ve hadis de vardır. Ama buna dayanarak her musibetin bir hata üzerine ceza olarak indiği söylenemez. Ve başa gelen musibetler sanki gerekli cezası da gelmiş ve iş bitmiş gibi bir anlayışa da sebep olamaz. Peygamberler başta olmak üzere küçük bebekler ve salih insan olarak bildiklerimizden büyük musibetler yaşayanlar vardır. Onları nereye koyacağız? Bu tür meselelerde tek bir seçenek üzerinde düşünmek gayba ait bilgileri zorlamak olabilir. “Biz hata etmiş ve sebep olmuş olmayalım da…” şeklinde özetlenebilecek bir idrakle bakılmalıdır meseleye. Rabbim musibetlerden muhafaza buyursun. Gaflette olmaktan da bizleri korusun. Âmîn.
Selamünaleyküm. Son anda ne durumda olduğumuza bağlıyız; tevbe ile gidersek ne ala! Tevbesiz gidersek o takdirde Allah'ın dediği olacak; ne emrederse!
İyi mümin olmak birinci işimizdir. Kötü insandan uzak durmak ikinci işimizdir. Faydası olacak ve bizi yıpratmayacak bir tebliğ yani iyiliği ulaştırma vazifesi üçüncü işimizdir. Neyin iyilik getireceği neyin de kötülük getireceğini dengeleyerek iş yapmak dördüncü işimizdir. Kendimizi ümmetimizin bir ferdi, ümmetimizi de kendimiz gibi bilmemiz de temel hakikattir.
dedikodu konusundaki diğer fetvalar
Üç kişi beraber iken ikisinin bir başka dille konuşması, üçüncü kişiye gizli olanın kendisi ile alakalı olabileceği ihtimalini hissettireceği için o tür konuşma nehyedilmiştir. Üçten fazla kişi bulunulan bir yerde ise başka iğneleyici bir tutum sergilenmedikçe farklı dilden konuşmanın sakıncası olmaz.
Bunun izahı çok basittir: Hayatın içinde değil de sanki dışında dolaşıyor gibi iken gıybete ve benzeri hastalıklara daha az bulaşıyordun. Şimdi içine girdin. Gıybeti tatlandıracak belki de zorunlu gibi yapacak olaylar ve kişilerle iç içesin. Dışarıdan seyrettiğin hayatın tam ortasındasın. Değirmeni dışarıdan seyrederken sen şimdi buğday oldun değirmenin üstüne düştün. İmtihanın ağırlaştı, işin zorlaştı. Bunun sonucu senin de sabrını ve dirayetini güçlendirmen gerekecektir. Bekâr iken yaptığın zikir o günkü ortamın ve sana bulaşma ihtimali olan risklere karşı yeterli idi. Zikir aynı kaldı ama çevren derinleşti ise sonuç bu olacaktır. Kur'an tilaveti başta olmak üzere seni şeytandan uzaklaştırıp Allah’a daha yakın hâle getirebilecek zikirleri artır. Çevre elemesi yap. Nefsin ve zevklerinle savaş adeta. Olmaz değil olabilir diye inan öncelikle. Bir iki hata ile yıkılma aksine direnerek ayakta durmaya devam et. Salih bildiğin kimselerle yakınlaşmaya çalış. Çokça dua et, istiğfar et. Bu bir sınavdır, sınav olacak ve muhakkak kazanacaksın. Böyle bil böyle yaşa. Allah yardımcın olsun. Âmîn.
Önce kendinize bir şey yapın ve ölümden ibret alın. Ansızın ve itirazsız geliyor. Bunu anlayın. Hepimiz anlayalım. Ölümden ders çıkarmak kadar acil bir ihtiyacımız yoktur. Allah Teâlâ hepimize basiret ve şuur ihsan etsin. Ölenin bu tür hakları için onun adına dua etmek, istiğfar etmek, ileri derecede bir hak endişesi varsa onun adına sadakalar vermek yapabileceğimiz şeylerdir.
İftirayı dinlemek ona ortak olmaktır. Gıybeti dinlemek de ona ortak olmaktır. Bir şikâyeti olanın şikâyetini dinlemek ise kardeşliktir. Şu kadar ki siz ne kadar çözüm noktasında duran birisiniz, onu iyi tahlil edin.
Sadece dedikodu ile yetinirseniz aklınızı da yitirirsiniz. Böyle bir şey yoktur. Olması durumunda bile siz ve biz bundan mesul olmayız. İbadetlerimize olan sadakatimizi yıpratacak dedikodu ortamından uzak durmak zorundayız.
Gıybet veya bir başka haramın işlendiği bir yerde mü'min rızasıyla oturmamalı, o ortamı terk etmelidir. Genel kural böyledir. Gücü oranında da o hatayı engellemelidir. Öyle bir ortamda bulunan Müslüman, tepki gösterebilir ve engelleyebilir durumda idi ama engellemeyerek bir tür rıza gösterdi ise hataya ortak olmuştur. Onun gıybeti yapılandan helallik istemesi gerekir. En azından kalbi ile tepki gösterip istiğfar etti ise günaha katılmadı demektir. Bu durumda da helallik alması gerekmez.