Fetva Meclisi
Soru
Corona hastaları abdest, oruç ve namazlardan muaf mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Teyemmüm; a- Suyun yokluğunda, b- Suyu kullanamama durumlarında ruhsat olarak yapılabilir bir ibadettir. Yapıldığında da abdestin aynısıdır. Suyu kullanamama durumuna genelde hastalık sebep olarak gösterilir ama sözünü ettiğiniz durum gerçekte bir KULLANAMAMA durumudur. Buradaki kullanamıyor olmanın gevşek tutulması durumu ise kişinin takvası ile alakalıdır. Bir gevşek tutma, önemsememe söz konusu olmadıkça teyemmüm için gerekli şart oluşmuştur. Soruda belirtilen şartlar teyemmüm için biiznillah yeterlidir. Allah teala ümmetimizi afetlerden muhafaza buyursun.
Bu nörolojik hastalık ehliyeti yani ibadetle mükellef olma halini kaldıran düzeyde değilse ki genelde öyle biliniyor, ibadet açısından tamamen sorumluluğunu kalkmış kabul edemeyiz. Doktordan öğrendiğimiz kadarıyla bu hastalık vücudun bir tarafını hissetmeme, fark etmeme şeklinde seyretmektedir. Allah teala bundan ve benzeri tahammül edilemez hastalıklardan hepimizi muhafaza buyursun. Amin. Böyle bir hasta namaz başta olmak üzere ibadetleri yapmalıdır. Çünkü şuurunu kaybetmemiştir. Şuurunu kaybetme söz konusu olursa ibadet sorumluluğu düşer. Abdestte belli organları yıkayabiliyorsa onları yıkar. Çevresindekiler yardım edebiliyorsa eksikleri tamamlar. Çevresindekileri de anlayamıyor durumda ise -ki bu hastalığın öyle olduğu söyleniyor- yıkayamadıkları için teyemmüm eder. Teyemmüm de yapamıyorsa bu sorumluluğu kalkar. Gusül için de aynı durum geçerlidir. Suyun altına geçip ıslatabildiği kadarını ıslatarak gusleder. Namazı da ne kadar ve nasıl kılabiliyorsa öyle kılar. Doktoru izin veriyorsa orucunu tutar. İzin vermiyor veya tutamıyorsa fidye verir. Fidye verecek durumu yoksa o da düşer. Diğer ibadetler için de durum böyledir. Son ölçü şuurunu kaybetmesidir. Şuurunu tekrar geri gelmeyecek şekilde kaybettikten sonra ibadete gerek yoktur.
Allah Teâlâ hastanıza afiyet size sabırlar ihsan etsin. Bilginiz eksik bir bilgidir, doğrusu şu şekildedir: Suyun bulunduğu yerde teyemmüm olmaz ama suyu kullanması mümkün olmayan mesela bir hasta teyemmüm eder. Çünkü su, sizin hastanız için yok durumundadır. Hastanızı teyemmüm ettirin, namaz kaçırmasın. Allah’a emanet olun.
Allah Teâlâ afiyetini ihsan etsin. Acısı geçmiş olsun. Kardeşimiz, o kapakçığı istediği zaman açıp kapatabiliyor ve ihtiyacını görüyorsa hiçbir şey yokmuş gibi yani normal zamanı gibi devam eder abdest ve namazına. Hayır orası sürekli kirli kalıyor veya akıntısı kesilmiyorsa o zaman da özürlü durumunda sayılır. Her namaz vaktinde bir kere abdest alır ve ibadetini öbür namaz vaktine kadar aynı abdestle yapar. Asıl bu döneminde muhakkak namazını yerine getirsin. Biiznillah namaz onun huzur kaynağı olur. Tekrar geçmiş olsun diye dua ederiz.
Geçmiş olsun size. Abdest almanız mümkün değilse ki, zordur, teyemmüm yapın. Yatağınızda yatmak zorunda iseniz, yattığınız şekilde başınızı hareket ettirerek yani ima ile namazınızı kılın. Sondanın takılı olmasının size zararı yoktur. Allah Teâlâ afiyetini iade etsin.
Allah Teâlâ afiyetini iade buyursun. Âmin. Abdestin olmadığı yerde teyemmüm uygulanır. Teyemmüm bir kiremite ellerin iki kere temas ettirilmesi ve yüze, kollara mesh edilmesi şeklindedir. O da yapılamıyorsa mesela kolları alçıda veya elleri cihaza bağlı gibi bir durum varsa yine namaz kılar. Teyemmüm yapmadan ima ile namazını kılar. Her halükârda ima ile yani başını hareket ettirerek en azından farzları kılar. Böylece namaz farizası de üzerinden düşer.
Corona konusundaki diğer fetvalar
Din açısından kesilmez ağaç yoktur. Ömer radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin zamanında yaslandığı ağacı bile kesmişti. Eğer ekonomik bir getirisi olmadığı hâlde bir nevi israf ediliyorsa kesilmekle bu durumda israf haram olduğu için ona sakıncalı deriz. Ceviz ağacı ile alakalı durum daha çok biyolojiktir. O ağacın salgıladığı bazı gazlar nedeniyle altında durana ya da yakınında iş görene zarar verdiği söylenmektedir. Bu sorunun bu yönünün muhatabı da tıp adamlarıdır.
Musafaha/tokalaşma farz işlerimizden değildir, sağlığımızı korumaya yönelik emirler musafaha emrinden çok daha büyüktür. Dolayısıyla sakıncası yoktur denene kadar musafaha etmemeliyiz, bundan da bir kaybımızın olmayacağını biiznillah bilmeliyiz.
Şöyle izah edelim: 1. “Oruç tutamayabilir” diye izin verilir bir meslek yoktur. Meslekten dolayı oruç iptal veya erteleme yapılamaz. Bir pozisyonun ağırlığından ötürü orucu açmaya izin verilebilir. Muhtemel sıkıntı değil içinde bulunulan sıkıntı olmalıdır o. Genel kural böyledir. 2. Görev gereği ikamet adresinden doksan km uzakta geçici olarak bulunan sağılık personeli, seferi oldukları için istiyorlarsa oruç tutmayabilirler. Onlar bu kuralın dışında kalırlar. Bu geçici görevlendirmenin ne kadar süreceğini bilmeden aylarca orada kalacak olsalar hep seferi sayılacaklardır. 3. Nöbet veya benzeri olağanüstü bir durumda bulunduğunuz pozisyonunuzun, ağzınıza iki dilim yemek koymaya uygun olmaması durumu ve buna bağlı olarak nöbet anında dengenizi kaybedecek kadar susuzluk ya da açlık hissetmeniz durumunda oruç açısından bir izin oluşabilir. O durumda oruç bozulur, hiçbir sakıncası olmaz ve daha sonra sadece o gün kaza edilir. Bunu da fırsat bulunca öbür Ramazan ayı gelmeden kaza edersiniz. Konuyu şöyle anlayabilirsiniz: Siz normal olarak her günkü gibi oruca niyetlenin. Oruca devam edin. Sözünü ettiğimiz ağır durum oluştuğunda ya da sizin zafiyetiniz nedeni ile hastanın/hastaların risk altına girmesi gibi durumda orucunuzu bozun. Hiçbir sakınca olmadan yiyin veya için. Sonra kaza edersiniz. 4. Sağlık personeli için bu şekilde bir oruç tutmaya karşı ruhsat oluşması durumu, kendi sağlıkları veya ikinci insanların sağlıkları açısından olması aynıdır. Şöyle diyebiliriz: Kendi canını kurtarmak ve başka canı kurtarmak aynı dairenin içinde bulunur. Her iki durum için de oruç açmaya izin vardır. 5. İcra ettiğiniz vazifeniz, bir insanın iş olarak icra edebileceği en mübarek işlerdendir. Niyetinizi Allah’ın kullarına hizmet ederek Allah’ın rızasını kazanma şeklinde belirleyin ki iş dakikalarınız hatta dinlenme vakitleriniz ibadet nitelikli bir iş olsun. İnsanların sizi alkışlamasını beklemeden vazifenizi yapın. Alkışlar biter ama Allah’ın rızası ebedidir, O sizden razı olduğunda göklere kadar yükselirsiniz biiznillah. Sizin için dualar ederiz, size sabırlar dileriz. Allah Teâlâ sizi korusun, elinize şifa indirsin, yüreğinize sabır doldursun.
Sıradan insanlar bu felakete, BİR SALGIN gözüyle bakarlar. Bu bakış onların çapında doğrudur da. Allah’ı ve ahireti gözünün önünde tutan bir âlim ise aynı şeye; a. SALGIN BİR HASTALIK ve b. ALLAH’IN AZABI olarak bakar. Bir nesneyi çıplak gözle görenin bakışı ile mikroskop altında görenin bakışı ve tepkisi aynı olabilir mi? Konu, nereden ve nasıl baktığımızla alakalıdır.
Bu tespit tıbben doğru değildir. Tıp adamları, normal sağlıklı insanın oruç tutmakla bağışıklık sisteminin bozulmayacağını, Afrika’daki gibi “açlık” denen bir sürece maruz kalmanın bağışıklık sistemine zarar vereceğini söylemektedirler. Bu nedenle bu salgın zamanında oruç tutmanın salgına karşı zayıf düşmeye etkisi olur denmesinin tıbben desteği yoktur. Özellikle; - Sahur yemeğini güzel yiyerek, - Sahuru son vakte taşıyarak, - Yeterli sıvıyı almış olarak tutulan oruç biiznillah hiçbir tehlike oluşturmaz. Bu kuraldan sadece kontrolsüz diyabet hastaları veya kronik böbrek ya da karaciğer hastalığı olanlar istisna olabilirler. Onlar için zaten normal zamanlarda bile orucu erteleme ruhsatı verilebilmekte idi. Bu Ramazan ayının rahmet şemsiyesi altına daha çok girmeye muhtaç olduğumuz bir zamanda orucun azametini hafifletebilecek bu tür şayialara kulak asmamak gerekir
1. Hemen güzel bir tevbe yap. Bütün günahlarını sil. Yeniden doğmuş gibi ol. Ve artık o tevbenin adamı ol. 2. Namaz enerjidir. Sürekli enerji depola. Vakit namazları ve nafileleri adeta biriktir. 3. Duadan üşenme. Evde otururken, yürürken, uyumadan önce, kalkınca, yemekten önce... Hep dua et. Arapça bildiklerini yap, Türkçe yap… Hep dua yap. 4. Karşılıksız iyilikler belayı def eder. Para vermekten, tatlı söz söylemeye varıncaya kadar çok iyilik yap. O iyiliklerin sana bir koruma çadırı oluşturur. 5. Çok tesbih yap. Subhanallah de, Elhamdülillah de, Allahu ekber de. Yürürken, otururken, bakarken… Hep yap. Dilin zikirle taptaze kalsın. 6. Haram ortamları terk et. İnternetin haramından kop. 7. Anne babanın duasını al. Onlar yoksa onların yaşıtı akrabalarını ara, dualarını iste. 8. Çok istiğfar et. Sürekli “estağfurullah/Allah’ım beni bağışla” demeye alış. 9. Kur'an oku. Onu oku. Oku, oku… 10. Bil ki, sabretmeden cennete girilmez. Sabrı nefesin bil, soluğun say.