Fetva Meclisi
Soru
Biz bir grup arkadaş pandemi hastanelerinden birinde hekim olarak çalışıyoruz. Haberlerde izliyorsunuzdur onun için ayrıntılı anlatmayayım. Çok zor şartlarda çalışıyoruz. Ufak bir sinirimiz, hatamız insanların sağlığına mal olabiliyor. Önümüzde Ramazan geliyor. Arkadaşlarla oruç tutma durumunu değerlendirdik. Özellikle nöbetçi olduğumuz günlerde oruç tutmasak sonra kaza etsek caiz olur mu dedik? Arkadaşlar olarak bu Ramazan ayına kadar hep oruçlu olduk yani demek istiyorum ki bizim oruca karşı bir basit görmemiz söz konusu değil? Bu ağır şartlarda görev yapan doktorlar için bir özür bulunur mu, ne dersiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Şöyle izah edelim: 1- ‘Oruç tutamayabilir’ diye izin verilir bir meslek yoktur. Meslekten dolayı oruç iptal veya erteleme yapılamaz. Bir pozisyonun ağırlığından ötürü orucu açmaya izin verilebilir. Muhtemel sıkıntı değil içinde bulunulan sıkıntı olmalıdır bu. Genel kural böyledir. 2- Görev gereği ikamet adresinden 90 km. uzakta geçici olarak bulunan sağılık personeli, seferî oldukları için istiyorlarsa oruç tutmayabilirler. Onlar bu kuralın dışında kalırlar. Bu geçici görevlendirmenin ne kadar süreceğini bilmeden aylarca orada kalacak olsalar hep seferî sayılacaklardır. 3- Nöbet veya benzeri olağanüstü bir durumda bulunduğunuz pozisyonunuzun, ağzınıza iki dilim yemek koymaya uygun olmaması durumu ve buna bağlı olarak nöbet anında dengenizi kaybedecek kadar susuzluk ya da açlık hissetmeniz durumunda oruç açısından bir izin oluşabilir. Bu durumda oruç bozulur, hiçbir sakıncası olmaz ve daha sonra sadece o gün kaza edilir. Bunu da fırsat bulunca, sonraki ramazan ayı gelmeden kaza edersiniz. Konuyu şöyle anlayabilirsiniz: Siz normal olarak her günkü gibi oruca niyetlenin. Oruca devam edin. Sözünü ettiğimiz ağır durum oluştuğunda ya da sizin zafiyetiniz nedeniyile hastanın/hastaların risk altına girmesi gibi durumda orucunuzu bozun. Hiçbir sakınca olmadan yiyin veya için. Sonra kaza edersiniz. 4- Sağlık personeli için bu şekilde bir oruç tutmaya karşı ruhsat oluşması durumu, kendi sağlıkları veya ikinci insanların sağlıkları açısından olması aynıdır. Şöyle diyebiliriz: Kendi canını kurtarmak ve başka canı kurtarmak aynı dairenin içinde bulunur. Her iki durum için de oruç açmaya izin vardır. 5- İcra ettiğiniz vazifeniz, bir insanın iş olarak icra edebileceği en mübarek işlerdendir. Niyetinizi Allah’ın kullarına hizmet ederek Allah’ın rızasını kazanma şeklinde belirleyin ki çalışma dakikalarınız hatta dinlenme vakitleriniz ibadet nitelikli birer iş olsun. İnsanların sizi alkışlamasını beklemeden vazifenizi yapın. Alkışlar biter ama Allah’ın rızası ebedîdir, O sizden razı olduğunda göklere kadar yükselirsiniz biiznillah. Sizin için dualar ederiz, size sabırlar dileriz. Allah Teâlâ sizi korusun, elinize şifa indirsin, yüreğinize sabır doldursun.
Ramazan oruç ayıdır. Farz olan oruç Ramazandadır. Dinimizin geçerli saydığı bir özür olmadıkça oruç, Ramazan ayından sonraya ertelenemez. Ertelemenin caiz olması için şu özürlerden birinin bulunması gerekir. Bu özürler genel çizgilerdir. Her Müslümanın kendisine mahsus durumu, ilim ehline danışarak karar vermesi gerekir. -Hastalık: Bir hasta, oruç tuttuğu takdirde hastalığının artmasından veya uzamasından korkarsa oruç tutmayabilir. Hastalığın durumu, geçmiş tecrübelerden bilinebileceği gibi, uzman bir doktorun tavsiyesiyle de öğrenilebilir. Hastalığı iyileşince tutmadığı oruçları kaza eder. İyileşmenin belli bir zamanda olması gerekmez. Yıllarca uzasa bile vebale girmesi söz konusu değildir. -Yolculuk: Ramazan ayında en az doksan kilometre mesafeye yolculuğa çıkan kimse oruç tutmayabilir. Gittiği yerde de on beş günden az kalacaksa ve kendisine ait bir yer değilse orada da oruç tutmayabilir. Yolculuk hâli bitince tutmadığı günleri kaza eder. Oruç tutmasında bir güçlük yoksa yolcunun oruç tutması daha hayırlıdır. Çünkü yolcunun oruç tutmaması sadece bir izindir. Sırf oruç tutmamak için yolculuğa çıkmak, oruç tutmamaya ruhsat oluştursa da iman zayıflığına delalet edeceği için tevessül edilmesi yanlış bir hareket olur. -Tehdit Edilmek: Orucu bozmak için ölümle veya vücuduna bir zarar verilmekle tehdit edilen kimse, orucunu bozabilir. Bu tehdidin inandırıcılığı önemlidir. Bozduğu orucu sonra tutar. -Gebe ve Emzikli Olmak: Hamile veya emzikli olan bir kadın, oruç tuttuğu takdirde kendisine veya çocuğuna bir zarar geleceğinden korkarsa oruç tutmayabilir. Hamile veya emzikli kadının oruç tutup tutamayacağı ile ilgili kararı uzman bir doktorun tavsiyesi ile verebileceği gibi kendi kararını kendisi de verebilir. Sütünün kesildiğini tecrübe etmesi, ayakta duramayacak hâle gelmesi, ciddi baş ağrısı, baş dönmesi gibi nedenlerle karar verip, oruç bırakabilir. Böyle bir kadının oruç tutmamasının hiçbir günahı yoktur. Hamileliğinin ileri günlerde olması da şart değildir. Hamilelik ve emziklilik hâli sona erince tutmadığı günleri kaza eder. -Şiddetli açlık ve susuzluk: Oruçlu bir kimse, açlık veya susuzluk sebebiyle aklının bozulmasından veya vücuduna ciddi bir zarar geleceğinden korkarsa orucunu bozabilir. Bu konuda bilhassa yaz aylarında susuz kalmanın doğuracağı tehlikeli sonuç dikkate alınır. Ancak, susamakla, susuzluktan bayılmak gibi bir durum arasında önemli farklar olduğu bilinmelidir. Sonra uygun bir zamanda tutmadığı oruçları kaza eder. -Yaşlılık ve Düşkünlük: Vücudu günden güne düşen ve oruca dayanamayan iyice ihtiyarlamış olan kimseler oruç tutmayabilir. Böyleleri için belirli bir yaş oranı yoktur. Önemli olan vücudun ayakta duramayacak hâle gelmesidir. Bunlar sonradan da orucu kaza edemeyecekleri için tutamadıkları her günün orucu yerine fidye verirler. Bu özürlerden biri nedeniyle oruç tutamayan mü’minin Ramazan gününde yemesi ve içmesi günah değildir. Ancak Ramazanın azametini dikkate alarak, yemeyi ve içmeyi aleni yapmamak gerekmektedir.
İslâm dini, ilke olarak, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, bazı durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Bu genel ilke uyarınca farz olan Ramazan orucunu belli şartlara bağlı olarak erteleme veya fidyesini verme konusunda bazı ruhsatlar getirilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmuştur: “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir yoksulu doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” (el-Bakara, 2/183-184) İslâm âlimleri bu âyet-i kerîme ve ilgili hadislere dayanarak Ramazan orucunu tutmamayı mübah kılan mazeretleri şöylece sıralamışlardır: a) Yolculuk: Ramazan’da sefer mesafesi (en az doksan km) kadar bir yere gitmek için yola çıkacak olan kimse, geceden oruca niyet etmeyebilir. Fakat niyet ettikten sonra gündüz yolculuğa çıksa bu yolculuk esnasında meşru başka bir mazereti bulunmazsa orucunu bozmamalıdır. Zira başlanan bir ibadetin mazeret yoksa tamamlanması gerekir. Buna rağmen sefer bir mazeret olduğu için orucunu seferîliği başladıktan sonra bozarsa kendisine keffâret gerekmez, sadece kaza gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/421-424) b) Hastalık: Oruç tuttuğu zaman hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen ya da hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin daha sonra kaza etmek üzere Ramazan ayında oruç tutmamalarına ruhsat tanınmıştır. Oruç tutması hâlinde hasta olacağı güvenilir bir doktor tarafından bildirilen kimse de hasta hükmündedir. c) Yaşlılık: Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç tutmayıp yerine fidye verirler. Bakara sûresinin 184. âyetinde, bu şekilde olup da oruç tutmaya güç yetiremeyenlerin fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tâbidir. d) İleri derecede açlık, susuzluk: Açlık veya susuzluk sebebi ile beden ve ruh sağlığının ciddi derecede zarar görmesi söz konusu olan kimse orucunu bozabilir. Sağlık şartlarının düzelmesi hâlinde bozulan oruç Ramazan’dan sonra kaza edilir. Böyle bir kimsenin orucuna devam etmesi ölümüne veya bir hastalığa sebep olacak nitelikte ise orucunu açmaması yani oruca devam etmesi günah olur. e) Zor ve meşakkatli işlerde çalışmak: Esas itibarıyla bir insanın ibadetlerini normal bir şekilde yapmasını engelleyecek zor ve ağır işlerde çalışması veya çalıştırılması doğru değildir. Ancak kişisel veya toplumsal zorunluluklar, bazılarının böyle işlerde çalışmasını gerektirebilmektedir. Böyle durumda bulunan bir kişi, oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkuyorsa, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izin günlerinde veya müsait zamanlarda tutamadıkları oruçlarını kaza etmelidirler. f) Gebe ve emzikli olmak: Oruç tuttuğu takdirde kendisinin veya çocuğunun zarar görmesinden endişe eden gebe veya emzikli kadınlar oruç tutmayabilirler; zarar görme ihtimali kuvvetli ise tutmamaları gerekir. Durumları normale döndüğünde tutamadıkları oruçları kaza ederler. (bk. Sahnûn, el-Müdevvene, 1/278- 279; Şîrâzî, el-Mühezzeb, 1/328; İbn Kudâme, el-Kâfî, 1/434; Kâsânî, Bedâ’i, 2/97) Fakihler oruç tutmama ruhsatını Kur’ân ve Sünnet’te zikredilen sebeplerle sınırlı tutmayı tercih etmiş, bunların ortak özelliği meşakkat olsa bile, her meşakkatli durumda oruç tutulmayabileceğini söylemekte temkinli davranmışlardır. (İbn Kudâme, el-Kâfî, 1/433-436) Ruhsata gerekçe olan hâl ortadan kalkınca tutulamayan oruçlar kaza edilir. İyileşmesi mümkün olmayacak şekilde hasta olmak, ya da aşırı yaşlı bulunmak gibi oruç tutmaya sürekli bir engelin bulunması hâlinde tutulamayan her oruç için bir fidye verilir. Bir oruç fidyesi bir fıtır sadakası miktarıdır. Bir fıtır sadakası ise bir kimseyi orta hâllisi ile bir gün doyurabilecek yiyecek miktarı veya bunun parasal karşılığıdır.
Selamünaleyküm. Genel bakış olarak meseleyi iyi yakalamışsınız. Siz kalbinizi sağlam tutunuz. Mümkün olduğu kadar oruçlu olduğunuzu hissettirmemeye çalışın. Orucunuz gündeme geldiğinde de konuyu uzatmayın. Bu konuda bir dengeleme unsuru olarak her zaman tuttuğunuz günleri ara ara terk ederek yaptığınızın farz gibi olmadığını ve kendinizi sivriltmeye yol açmadığınızı hissetmiş olursunuz. Allah mübarek etsin.
Epilepsi hastası olduğun için oruç konusunda doktorların görüşü senin için belirleyici. Bir doktorun “asla tutmamalısın” demesi, diğerinin de “risk devam ediyor ama deneyebilirsin” demesi aslında ortak bir noktaya çıkıyor: Oruç senin için hâlâ tıbben riskli. İslam'da sağlık, korunması gereken en temel değerlerden biridir ve oruç, kişiye zarar verecekse farz olmaktan çıkar. Böyle bir durumda tutmamak dinen caizdir. Senin gibi ciddi risk taşıyan bir hastalıkta, tutarsan sevap olur diye düşünmek güzel ama zarar görme ihtimali varsa oruçtan sorumlu olmazsın. Sadece her gün için bir fidye verirsin. Bu, Allah katında bir eksiklik değil, aksine, kulluğun bilinçli bir göstergesidir. Senin niyetin Allah rızası, hastalığın ise bir mazerettir. Şifa dilerim, Allah sağlıkla ibadet eden kullarından eylesin seni.
Selamünaleyküm. Gittiğiniz yer seferi olacağınız kadar uzak bir yer ise yani doksan km. mesafede bir yere gidiyorsanız, yol boyunca seferi olacağınız için oruç tutmayabilirsiniz. Gittiğiniz yer, sizin on beş günden az kalacağınız bir yer ise ve sizin evinizin bulunduğu bir yer değilse orada da oruç tutmayabilirsiniz. Her iki durumda da dönünce o günleri kaza edersiniz. Ama her şeye rağmen oruçlu olmayı yeğleseniz iyi olur. Oruçsuzlara destek olmayın, küfrün sayısını artırmayın. Tutmayacaksanız da alenen yemeyin.
Corona konusundaki diğer fetvalar
Musafaha/tokalaşma farz işlerimizden değildir, sağlığımızı korumaya yönelik emirler musafaha emrinden çok daha büyüktür. Dolayısıyla sakıncası yoktur denene kadar musafaha etmemeliyiz, bundan da bir kaybımızın olmayacağını biiznillah bilmeliyiz.
Din açısından kesilmez ağaç yoktur. Ömer radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin zamanında yaslandığı ağacı bile kesmişti. Eğer ekonomik bir getirisi olmadığı hâlde bir nevi israf ediliyorsa kesilmekle bu durumda israf haram olduğu için ona sakıncalı deriz. Ceviz ağacı ile alakalı durum daha çok biyolojiktir. O ağacın salgıladığı bazı gazlar nedeniyle altında durana ya da yakınında iş görene zarar verdiği söylenmektedir. Bu sorunun bu yönünün muhatabı da tıp adamlarıdır.
Allah Teâlâ’dan o ve benzeri bütün hastalıklardan afiyet dileriz. Salgın hastalıklardan birine yakalanan bir mü'min, Yoğun bakım şartlarında ise: a- Abdest alamayacağı için mümkünse teyemmüm eder. Teyemmüm de mümkün olmayabilir. Şuuru yerinde ise yatağında ima ile namaz kılar. Şuuru kapalı veya yirmi dört saatten fazla uyutulmuş durumda kalırsa ondan, o namazlar düşer. Sonra kaza etmesi de gerekmez. Bir günden az olan o yoğunluk şartlarındaki namazları ise sonra kaza eder. Tutamadığı Ramazan oruçları olursa onları kaza eder. b- Serviste veya evde ise: Normal abdestini alır. Alamayacak veya kendisine yardım edilebilecek bir durumda ise teyemmüm eder. Onu da yapamayacak bitkinlikte ise o da ima ile namazını kılar. Oruçlarını zaten kazaya bırakacaktır. c- Böyle hastaların öncelikli olarak namazların farzlarını eda etmeleri yeterlidir. Kendilerini uygun buldukları takdirde sünnetleri de kılarlar. Allah Teâlâ hepimize afiyetler ihsan etsin.
Sözünü ettiğiniz test, kuru bir çubuğun ağza ve buruna temas ettirilmesi ile oluşuyor. Böyle bir işlem bu kadarı ile orucu bozmaz.
Sıradan insanlar bu felakete, BİR SALGIN gözüyle bakarlar. Bu bakış onların çapında doğrudur da. Allah’ı ve ahireti gözünün önünde tutan bir âlim ise aynı şeye; a. SALGIN BİR HASTALIK ve b. ALLAH’IN AZABI olarak bakar. Bir nesneyi çıplak gözle görenin bakışı ile mikroskop altında görenin bakışı ve tepkisi aynı olabilir mi? Konu, nereden ve nasıl baktığımızla alakalıdır.
Bu tespit tıbben doğru değildir. Tıp adamları, normal sağlıklı insanın oruç tutmakla bağışıklık sisteminin bozulmayacağını, Afrika’daki gibi “açlık” denen bir sürece maruz kalmanın bağışıklık sistemine zarar vereceğini söylemektedirler. Bu nedenle bu salgın zamanında oruç tutmanın salgına karşı zayıf düşmeye etkisi olur denmesinin tıbben desteği yoktur. Özellikle; - Sahur yemeğini güzel yiyerek, - Sahuru son vakte taşıyarak, - Yeterli sıvıyı almış olarak tutulan oruç biiznillah hiçbir tehlike oluşturmaz. Bu kuraldan sadece kontrolsüz diyabet hastaları veya kronik böbrek ya da karaciğer hastalığı olanlar istisna olabilirler. Onlar için zaten normal zamanlarda bile orucu erteleme ruhsatı verilebilmekte idi. Bu Ramazan ayının rahmet şemsiyesi altına daha çok girmeye muhtaç olduğumuz bir zamanda orucun azametini hafifletebilecek bu tür şayialara kulak asmamak gerekir