Fetva Meclisi
Soru
Hocam, Müslüman Haramdır sohbetinizde ele aldığınız gıybet ve dedikodu kavramları bizleri ürkütmektedir. Bir şahsın görüş düşünce ve fikirlerini benimsemeyebilir, hatta hatalı ve yanlış bulabiliriz. Bu; şahıs olabileceği gibi, bir kurum, bir oluşum veya bir cemaat de olabilir. Gıybet ve dedikodu endişesiyle bu tür kimse veya cemaatleri eleştirip yanlışlarını ortaya koyamayacaksak, bu yanlış ve hatalı tavırlara kim ve nasıl cevap verecek?
Cevap
Benzer fetvalar
Hocalar ve âlimler de insandır, makamları büyük ve yüksek de olsa onlar da diğer insanlar gibidirler neticede. Hata edebilirler, yanlışları olabilir. Bunu abartmamak gerekir. Hocalar ve âlimler tenkit edilemez diye bir kural yoktur ama bu bir çocuk oyuncağı ve kahve muhabbeti düzeyine de indirilemez. Şu hakikatleri bilmemiz gerekiyor: Bir Müslüman’ın arkasından konuşmak gıybettir veya iftiradır ya da hak zayiini gidermektir. Bir Müslüman’ın arkasından konuşulurken veya yazılırken gıybet ya da iftira yapılıyorsa haram işleniyor demektir. Hak yerine getiriliyorsa veya hak aranıyorsa mesele yoktur. Bu durumu hoca/âlim hakkında uyguladığımızda ise daha da hassas olunması gerektiği anlaşılacaktır. Hocanın arkasından gıybet/iftira yapılıyorsa bu bir afettir. Çünkü sıradan bir insanın gıybeti haram iken insanlara din öğreten Peygamber aleyhisselamın vekili biri için bu yapıldığında ağırlık daha da çoğalacaktır muhakkak. Hayır durum, hakkı aramak veya yanlışı düzeltmek ise bunu yapan kimdir? Âlimden daha âlim biri olmadıkça oynanan futbol maçında ıslık çalan seyircinin yaptığını yapmış olacaktır Müslüman. Bu bir zayiattır. Allah muhafaza buyursun. Âmin. Hocalar/âlimler belki hak etmiyor, beceremiyor olsalar da bu ümmetin birliğini ve gücünü temsil etmektedirler. Onların yıpratılması, eskitilmesi onlardan önce ümmete zarar verecektir. Bu da unutulmamalıdır. İkaz edilmeleri gerekiyorsa bu özelden yapılabilir. Toplum içinde yankı bulan her yanlış, her dedikodu insanların dinden biraz daha uzaklaşmaları, yanlışın biraz daha yayılması demek olacaktır. Bu da Müslüman’ı asla mutlu etmez/edemez. Bu ümmetten bir mü'min, bu ümmetten olmayanlara hizmet edecek bir işi yapmaz, yaparsa yarın Allah’ın huzurunda hesap verirken zorlanır.
Selamünaleyküm. Bir kere tenkit, ya siyasi veya idari konumu olan birinin üzerinden yapılır ya da ferden zarar gördüğümüz bir kişi üzerinden yapılır. Bu ikisi de bir hak aramadır ve gıybet hükmünde değildir. Birincisinde toplumun hukuku savunulmaktadır, ikincisinde de şahıs kendi hakkını savunmaktadır. Gıybet ise bir mü'minin arkasından onu rencide edecek şekilde konuşmaktır. Konuşulan şeyin doğru veya yanlış olması bildiğiniz gibi sonucu değiştirmemektedir. Allah hepimizi hayra yönlendirsin.
Aleykümselam.Allah’ın emirleri ve yasakları ile aynı anda yüz yüze geliyorsak, başka bir ifade ile bir emri yaparken bir haram ile yüzleşeceksek o emri yapmayız. Sıla-ı rahim, akrabalık ilişkileri bu şekilde değerlendirilebilir. Eğer bir ziyaret harama düşürüyorsa bizi, o ziyareti erteleyebiliriz veya haramsız kadarı ile yaparız.Müslüman, tövbe eder. Tövbesini korur. Sonrasını da Rabbine havale eder. Daha ileri giderse şeytanı memnun eder.
Selamünaleyküm. Gıybet ve benzeri dil sıkıntılarının en önemli nedeni, kalbi boş bırakmaktır. Kalp hiç boş kalmamalıdır. Kalbin doluluğu da iki şeyle gerçekleşir. Birincisi, mü'min insanın ahirete ait meseleleri sürekli canlı tutması, Kur'an, hadis ve selefe ait bilgileri sürekli öğrenmesi ve tekrarlamasıdır. İkincisi de, çevresini salihlerden oluşturması ve 'biri bitince diğerine geçilecek' bir iş yoğunluğu içinde olmasıdır. Böylece mü'min şeytanın tuzaklarına karşı uyanık kalmış olur. Gıybete, dostluğun bahane edilmesini de kabul edemeyiz.
Allah Teâlâ işinizi kolay, kalbinizi müreffeh kılsın. Sizi şeytandan ve bütün şerlerden muhafaza etsin. Âmîn. Gıda konusunda elbette hassas olacağız ama evine gittiğimiz Müslüman’ın da belli bir hassasiyeti olabileceğini unutmayacağız. Açık bir haram getirmeleri durumu olursa ona çok açık ve nazik bir dille tepki göstereceğiz. Şüpheli bir durum seziyorsak bu sefer “bunu yemem” tepkisi yerine mesela gıdadaki hassasiyetlere işaret eden bir muhabbet ortamı açarak konuya giriş yapacağız. Belki de böylece o ailenin de gıda konusunda şuurlu olmasına sebep olup ecir kazanacağız. Ama hiçbir şekilde zemini tartışma zeminine dönüştürmeyeceğiz. Bu önemli. Sonuç olarak tablomuz bize şunu gösteriyor: Açık bir haram ile haram riski aynı değil ama dikkat ikisi için de geçerli. Bir arada oturmaya gelince, esasen bir arada oturulamaz şeklinde kural yoktur. Bir arada oturmak genellikle bir süre sonra cıvık denebilecek hareketlere, göz kaymalarına neden olabileceği için tedbir bakımından sakıncalı görülmüştür. Bu hususta da gıdada olduğu gibi bir tebliğ fırsatı kollayarak oturabiliriz. Gözümüzü ve aklımızı kontrol edemeyeceğimize veya karşımızdakilerin gevşekliğine bakarak da oturmayı iptal edebiliriz. Rabbim sizi korusun. Bu mübarek ümmetin mübarek insanlarından olasınız.
Elinizden geleni yapın. Gerisini Allah'a havale edin. Yanınızda gıybet edileceği zaman kalkmak için müsaade isteyin; ortamda bulunmayın. Gıybetten kaçmak da ibadettir. Heyecanınızı kırmayın, kendinizi motive edin. Allah yardımcınız olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Aleykümselam. Açık bir haramla yüzleşmediğiniz sürece o bölümü bitirmenizde sakınca olmaz biiznillah. Öyle bir bölüm diploması ile de hizmet etmeniz mümkündür. Ailenizin de karşınızda sizin düşmanınız gibi olması sizin açınızdan zararlı olur. Dengeyi kurmaya çalışın. Sabredin yılmayın, zamanla rahatlarsınız. Toplumun geneline aklınız takılmasın, kendinizi ve çalışmanızı dininize uyarlayın, gerisine Allah yardım eder. Size dualar ederiz
Selamünaleyküm.Saç ile lohusalığın bir ilgisi yoktur.
Aleykümselam.Sözünü ettiğiniz hadis İbni Mace'de rivayet edilen bir hadistir. Bu hadis hadis ilmi açısından sahih bir hadis değildir ama cemaat ehli olmayı, ümmet düşünceli olmayı emreden naslar pek çoktur. Kalabalıktan yana olmak gibi bir anlayış Müslüman anlayışı olamaz. Bir kişi bile olsa Kur'an ve Sünnet eksenli olanla olmak Müslümancadır. Kur'an ve Sünnet eksenli olmak da iddia ile değil yaşantı ile olmalıdır. Türkiye Müslümanları olarak muhakkak bir grup içinde bulunmaya kendimizi mecbur hissetmemeliyiz. Birden fazla grup içinde de bulunabiliriz. Kim ne kadar Kur'an ve Sünnet verebiliyorsa onunla o kadar bulunuruz. SEVAD-I A'ZAM'ı kuru kalabalık değil pratik Müslümanlık olarak anlamamız daha doğru olur.
Aleykümselam. Böyle bir hata etti iseniz büyük bir günah işlediniz. Günahınızın büşüklüğü kadar da tevbe ederseniz ve tevbenizi korursanız tertemiz hükmünde olursunuz. Şeytan önce size hatayı işletti şimdi de susuz bırakmaya çalışıyor. Şeytana ikinci kere aldanmış olmayın. Tevbenizi yapın. Yaptınız tevbeyi canınız gibi koruyun, gerisine de karışmayın biiznillah
Selamünaleyküm. Hürmeti musahara büyük oranda ciddi bir ahlâk zafiyetini gösterir. Müslüman insan bunu hiçbir şekilde kabullenemez, yapmaz da zaten. Hanefi mezhebinden olmayan biri için de böyle bir hüküm yoktur. Vukuunda ise kendisine en yakın yerdeki fetva makamı ile bağlantıya geçerek ne yapacağını öğrenmelidir.
Aleykümselam. Ticaret yapmanızda sakınca olmaz ancak şu andaki Medine ortamında daha iyi bir İslam yaşayacağınızı temin edemem size.