İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam, bu topluma “cahiliye toplumu” diyebilir miyiz?

Cevap

Müslüman derken ne kadar rahat iseniz cahiliye derken de o kadar rahat olabilirsiniz. 'Cahiliye' asıl anlamıyla 'küfür' demektir. Dolayısıyla bir toplumun küfür toplumu olduğunu söylemek büyük bir cüret gerektirir. Evet, bugünkü hayat tarzında ve istasyonlarda topluca izlenen insanlarda küfrün neredeyse bütün tonları müşahede edilebilmektedir. Küfrün sesi İslam'ın sesinden daha güçlü gibi durmaktadır. Öte yandan şehirlerin ve köylerin göbeğindeki minareler, yükselen ezanlar ve benzedi işaretler 'İslam!' Diye haykırmaktadır. Ortada karışık bir durum vardır. Allah ona rahmet etsin, Seyyid Kutub bundan altmış yıl önce o zamanki bu kadar da bozulmamış olan topluma bakarak o toplumun cahiliye toplumu olduğunu söylemişti. Şimdiki liberal kafalı namaz kılanların bile bulunduğu toplumu görse ne derdi merak ediyorum. Şöyle bir mutedil olacağını zannettiğim görüş belirtebilirim: Toplum ve yönetim tarzı açısından ortada İslam'ın varlığını ispat edecek bir şey yoktur. Hatta böyle bir şeyin varlığını iddia etmek bile suçtur. Eh artık gerisi anlaşılabilir. Fertler üzerinde ise bunu söylemek gayet ağır ve hatalı bir söz olur. Kalbi imanla dolu büyük kitleler biiznillah İslam’ı yaşama gayretindedirler. Bu konu ele alınmışken şunu da tespit etmeliyiz: Toplum öyle veya böyle olsun, bizim vazifemiz nedir? Eğer cahiliye toplumu ise bizim vazifemiz çığırtkanlık yapmak mı olacak? Elbette hayır. Düzeltmek için gayret edeceğiz. Uykumuzdan kısacağız, vaktimizi uzatacağız ve dinimizi hâkim duruma getireceğiz. Asıl olan budur. Allah yardımcımız olsun.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Peygamberler de bununla karşılaştı. İnsanların bir veya iki nasihatle akıllanacaklarını nasıl düşünürüz? Bu bir. İkincisi de şudur: Bizim vazifemiz hak bildiğimizi izah etmektir, kalpler Allah’ın elindedir. Kimsenin hidayetinden sorumlu değiliz biz, vazifemizi yaparız gerisini de dinin sahibine bırakırız. Öyle her tepkinin önünde eriyecek olsak varlığımızı tüketiriz bilmeden. Bu açıdan tekrar düşünmeye çalışın.

Hocam ben İslam’ı yaşamaya ve kendime temiz bir çevre oluşturmaya çalışıyorum. B
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Tam bir fitne zamanında yaşıyoruz. İmanın fitneye kapılma ihtimali yüksek olan bir zamandır bu zaman. Buna göre de bir mü'min olarak ilk ve öncelikli vazifemiz, imanımızı korumak olmaktır. Başkaları ile ilgilenirken biz eriyor olabiliriz. İmanımızı, salih amellerimizi, mü'min çevremizi, cihat heyecanımızı, ahiret endişemizi eskitmeden korumakla başlayan bir görevimiz vardır. Bu bölümü teminat altına almalıyız. İkinci olarak da şunu bileceğiz: Biz kuluz. İnsanlar da bizim gibi kuldurlar. Kalplerimiz Allah Teâlâ'nın elindedir. Hidayet etmek onun işidir. Biz ses çıkarırız, yol alırız; neticeyi Allah Teâlâ verir. Sanki her sözümüz bir kişiyi hidayete erdirecek gibi bir beklenti içinde olamayız. Görevimizi iyi belirleyelim. Bizim görevimiz hidayete erdirmek değil hidayete davet etmektir. Bunu becerebilirsek gerisini Allah Teâlâ kolaylaştırır. Üçüncü olarak da şunu bileceğiz: İnsanlar sözlerden çok örneklerden etkilenirler. Biz iman iddiası olan mü'minler olarak iyi mü'min olma gayretinde olacağız. 'Bütün dünya fesada boğulsa ben tek başıma son iyi mü'min örneği olarak kalacağım' şuuru bize hakim olmalıdır. Başarı burada gizlidir. Anlatan, anlattığını kendi üzerinde örneklendiremeyen mü'min başarılı olamaz. Resmi görevli, memur mantıklı hocalık başarısızlık bir numaralı örneğidir. Bir başka temel husus da şudur: İnsanların kul olmaları ile alakalı derdi olanlar insanlarla mal ilişkisine girmeyecekler. Mal alıp verme ile sürdürülen ilişkilerin üzerine imani etki geliştirmek zordur. Ve özellikle Allah Teâlâ'nın bizi başarılı kılması için samimi dualar yapmaya mecburuz. Duamız kadarız biz, duamız! Rabbim muvaffak kılsın.

Çevremde İslamiyet’ten uzak, inancı olan fakat Allah'a karşı hiçbir görevini yer
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. İnsan susayınca deniz suyu içer mi? İnsanların cazip ve şirin görmeleri için bir bayanın giyinmesi bunun gibi bir şeydir. Bir de dinimizi buna alet etmiş oluruz. Bunun yerine VAKARIMIZI KORUMA siyaseti izlememiz daha iyidir. Bu vakarımızı koruma siyaseti ise şöyle olmalıdır: - Yüzde yüz tesettür içinde olalım. - Tesettürümüz kendi başına bir ziynet olmasın. - Teşhir için kendimizi zorlamayalım. - İlgiye iltifat etmeyelim. - Artı bir ilgi sebebi çıkarmayalım. Gerisine Allah yardım edecektir. Kalpler Allah'ın elindedir; dilediğini yönlendirir, delideğini de köreltir. Siz ne yaparsanız yapın, kalbi kilitli olanı çekemezsiniz. Müezzinler daha güzel ezan okudu diye insanların namaz kılma oranı artıyor mu? Bunu da öyle kabil edin. Kendinizi kurtarın, onları da Allah kurtarsın. Dualar ederim size.

Allah sizden razı olsun. Hocam, Türkiyenin önde gelen üniversitelerinin birinde
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kastettiğiniz Suriye’deki durum ise elbette cihat farzdır, tam anlamı ile farzdır ama kime ne kadar ve nasıl farzdır, bunu bilmek zorundayız. Mesela İstanbul’daki bir gence hangi cihat ve nasıl farzdır? Heyecanlı bir yürüyüşe katılmak mı yoksa başka bir görev mi? Dinimizi izlediğimiz haberlerin etkisinde kalarak yönlendirmeye teşebbüs edemeyiz maazallah. Bu heyecanlı ve ağlatan haberler geçtikten sonra, şimdi oluşturduğumuz kuralları nereye oturtacağız? Cihat kıyamete kadar farzdır. Onu farz eden de Allah Teâlâ’dır. Biz nasıl yönlendirebiliriz bir hükmü maazallah! Araştırdığımız şudur: Bize her bir fert olarak cihadın nasılı ve ne kadarı düşmektedir; bunu da ehli olan âlimler ve başımızdaki liderler belirler. Dünya hayatının sonuna kadar kalması için gelmiş bir ümmetiz. Hantallaşarak ya da katılaşarak kıyamete kadar sürecek bir projeyi günümüze daraltamayız. Bu bizim için vebal olur. Zannederim şimdiki asıl cihadımız, ilim adamlarımızı, ümmetimize kendisini hoca olarak lanse edenleri ‘bari böyle bir zamanda bir araya gelecek kıvama’ davet etmektir. Onlar bir arada olamadığı sürece günlük Suriyeler, Halepler, Musullar kaderimiz olmaya devam edecektir.

Hocam, bundan bir müddet önce bir videonuzda cihadın (şu anda) farzı-ayn olmadığ
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Bir nimetin içinde bulunan o nimetin kıymetini, aynı nimetin mahrumu olarak yıllarca yaşadıktan sonra ona kavuşanlar kadar bilmeyebilirler. Bu normaldir. Böyle bir idraki anlatması bakımından Ömer bin Hattab radıyallahu anhtan nakledilen bir söz size ışık tutacaktır. Diyor ki: 'Cahiliyeyi tanımayan İslam'ın kıymetini bilemez.' Mevcut, sizin de şikâyet ettiğiniz durum bundan kaynaklanmaktadır. Ezanı elli yaşında duyanlarla, kulağına ezan okunarak hayata başlayanlar arasında bu heyecan farkı vardır. Hiçbir şekilde böyle bir durum Allah katında heyecansızlığın özrü olamaz elbette. Burada bir miktar da, din öğreten hocalarımızın kabahati vardır. Dini, genellikle ibadetler düzeyine daraltıp, cihattan, şeytanla savaşı meydana yığmaktan pratikleme yapmadıkları için heyecansızlaştırmaktadırlar.Netice ne olursa olsun, siz bu eksikliği hissetti iseniz en azından siz bir kişilik bir konvoy da olsa yola çıkın, yürüyün, arkanızdan kimse gelmese bile melekler sizi izleyeceklerdir. Allah'a emanet olun, heyecanınız gür olsun.

Biliyorsunuz ki dünyanın dört bir yanında İslamiyet hızla yayılıyor. Bu kutlu di
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Maalesef size vereceğimiz cevap bir çözüm getirmeyecek ama bazı konuları daha iyi anlamamıza yardım edecektir diye umarız. Cevabımız şudur: Kafirlerin işgali, zulmü ve öldürmesi kadar kaldırılamayacak bir konu da Müslümanların birbirlerini yalnız bırakmalarıdır. Hatta bu yalnız bırakma o kadar üzücü seviyelere gelmiştir ki ancak medyanın gündeminde tuttuğu zulümler ve işgaller nispeten gündemimiz olabilmektedir. Zulüm sadece insanlar üzerindeki mal ve beden eziyeti olarak kalmamakta, dinle ve Müslümanla alay etmeye, gelecek kuşaklar açısından İslam dini ve Müslümanların hayatı bakımından giderilemez bir umutsuzluk ve zulmü benimsemişliğe götürmektedir. Bu uğurda her türlü heyecan ve umudu tükenmiş bir nesil için uğraşılmaktadır. Adeta iyi bir mümin olmak her türlü sıkıntıya aday olmak şeklinde gösterilmektedir. En iyi mümin kafirlere ve onların izini sürenlere takılanlar olarak pazarlanmaktadır. Allah'ın yardımına iman ve onu hak etmek için mücadele etmek unutulmaya yüz tutmuştur. Onun yerini korkaklık ve içine kapanmışlık almıştır. Kadere iman ise konuşulması bile kaldırılamaz konular arasına girmiştir. Bu manzara çıplak gözle bile izlenebilecek kadar ortada olduğu halde herkes yaptığının din adına yapılabilecek en şey olduğuna inanmıştır. Din ekseninde oluşturulmuş büyük oluşumlar, yapılanmalar ve düşünmede sıradanlığı aşmışların hali tam anlamıyla bir kendini beğenmişlik sergilemektedir. Bu derin kendini beğenmenin tabii sonucu olarak da Müslümanlar arasındaki farklılıklar ve ayrılıklar çoğalıp derinleşmiştir. Cihat gibi bir ibadet bile herkesin kendi zevk ve menfaatine göre kılıflandırılmıştır. Dua etmenin önemi var mıdır sorusuna belki de yoktur diyenler dahi bulunabilecektir. Özellikle alimler bu üzücü manzarada büyük sorumluluklar taşımaktadırlar. Elbette onların bütün sıkıntıları giderebileceği bir formülleri yoktur ama meselenin ağırlığını ve Allah'a daha yakın olacak işler yapmanın gerekliliğini daha çok insana anlatmaları mümkündü. Ne yazık ki onlar da en iyi yorumla resmi politikaların veya içi doldurulamaz aşırılıkların içinde kaybolup gittiler. Şimdi sorumuza gelelim: Birey olarak biz ne yapabiliriz? Ailemize bile hükmetmekte zorlandığımız bir ortamda nasıl çözüm üretebiliriz? Şu değişmez bir kuraldır: Allah teala hiçbir kuluna kaldıramayacağı yükü yüklemez. Kulun neyi gerçekten kaldırıp kaldıramayacağını da en iyi Allah teala bilir, kulun kendisi bilir. Bir konuda Müslüman daraldı ise büyükten küçüğe ya da zordan kolaya doğru çözümler üzerinde yoğunlaşır. Sıfır noktasına geldiğinde yani yapabileceği bir şey kalmadığında sorumluluğu da kalkmış demektir. Bu kural en üstteki iman esaslarından en alttaki bir edep veya nafileye kadar böyle işler. Yeter ki kul, Allah'ın razı olacağı iyi bir niyet ve ihlas içinde olsun. Kendisini kandıracağı yapay planlar ve hesaplar peşinde olmasın. Yapabileceği fedakarlıkları yapsın. Dua ve tevekkül gibi vazifelerini yerine getirsin. Her konu için farklı bir iş planından söz edebiliriz. Müslüman kardeşlerimiz için neler yapabiliriz üzerinden çözüm arayacaksak şöyle bir örnekleme yapmamız mümkündür: Öncelikli başlığı iman ekseninde bütün müminlerle bir arada olmak şeklinde belirlenir. İmanın bir altı olan başlıkları daha sonraki dönemlere erteleyebilir. Önceliği dini ve ümmeti olur. Din ve ümmet için oluşturulmuş olsa bile diğer oluşumlar sonraya ertelenebilir. Canla, malla, dille ve her ne ile icra edilebilecekse onunlar cihat yollarını araştırır. Bu arada zayıf düşmemek, şeytanın hilelerine mağlup olmamak için ibadete daha çok önem verir. Büyük küçüğe doğru projelendirme yaparken ailesinin hiç bir zaman küçük sayılmayacağını, aslın aile olduğunu unutmaz. Dua eder. Ümmetimizin geçmişindeki benzer olayları ve dönemleri o zamanın müminlerinin nasıl çözdüğü üzerine incelemeler yapar. Umut yükünü hiçbir zaman azaltmaz. Umutla yaşar, umutla ölür ve Rabbine bitmez tükenmez bir umutla gider.

Dünyanın farklı yerlerinde Müslümanlar kafirlerin zulmüne hatta orantısız savaşl

cahiliye konusundaki diğer fetvalar

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.