Fetva Meclisi
Soru
Hayvanların boynuz, kemik, kıl, yün, kanat, tırnak gibi kalıntıları temiz midir, kullanılabilir mi? Biz kasaplık yaptığımız için bu tür kalıntıları kâra dönüştürebilir miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Necaset kavramını biz sıradan bir “pis” olarak değil de dinen pis sayılmış şey olarak kullanıyoruz. Zira dinen pis olma durumu, normal hayatta pis olarak kabul edilen şeylerden daha kapsamlı bir pisliği yansıtmaktadır. Bu nedenle de fıkıh kitaplarında necaset kavramı çok geniş bir yer tutmaktadır. Su, namaz, yiyecekler, içecekler, alışveriş ve tedavi konularında necaset konusu geniş yer tutar. Necasetin karıştığı suyun pis olduğu, onunla namaz kılınamayacağı, ticaretinin yapılamayacağı belirtilmektedir. Bir şeyin necaset olması tam bir kimyasal dönüşüm görmedikçe temizlenmeyeceği de belirtilen hükümler arasındadır. Necaset olan bir şeyin yiyecek veya giyecek ya da tedavi maksadı ile kullanılması ise ancak ağır bir zaruret durumunda mümkün olur. Tabiatta gördüğümüz eşyada asıl olan temiz olmasıdır. Başka bir ifade ile temiz olmak esastır, necis olma nadirattandır. Dışkı, idrar, kan, irin, kusmuk, meni/mezi, kanı olan kara canlıların ölmüş durumu, domuz ve fukahanın büyük bölümüne göre alkol olduğu gibi necistir/necasettir. Ölü hayvan, kan ve domuz bizzat necistir. Bir başka açıdan necaset olarak görülen besmelesiz kesilmiş hayvan ise kesim tarzı nedeniyle haramdır ama necis değildir. Bu bölümdekilerin necis olduğu fukahanın ittifakı ile tespit edilmiştir.
Din İşleri Yüksek Kurulu, 24/02/2010 tarihinde Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hamza AKTAN’ın başkanlığında toplandı. İlgi (a) ve (b) yazılarda bahsedilen “Büyükbaş, Küçükbaş ve Kanatlı Hayvanların Kesiminde Uyulması Gereken İslâmî İlkeler” konusu görüşüldü. Yapılan müzakereler sonunda: İslâm’ın helal saydığı hayvanların etlerinin yenilebilmesi için, hayvanın, dinin belirlediği ilkeler doğrultusunda kesilmesi gerekir. Bu da Allah’ın adını anarak (besmele çekerek) (Hac 22/36), hayvanın yemek ve nefes boruları ile boynun iki tarafındaki ana damarlardan en az birinin kesilmesi ile gerçekleşir. Bir Müslüman’ın Besmele’yi unutarak terk etmesi ise, o hayvanın etini helal olmaktan çıkarmaz. Yahudi veya Hıristiyan bir kimsenin kestiği hayvanların yenilmesinde de dinen bir sakınca yoktur (Mâide 5/110). Kendiliğinden boğulma, darbe ya da çarpma, bir yerden düşme, yırtıcı bir hayvan tarafından parçalanma, boynuzlanma, kesici olmayan bir aletle vurma ve benzeri sebeplerle ölmüş veya öldürülmüş olan hayvanların eti yenmez (Mâide 5/3). Kesim işleminde geleneksel uygulama, hayvanın yere yatırılıp, ayaklarından bağlanarak boğazının keskin bir bıçakla kesilmesi şeklindedir. Fakat kesim işlemini kolaylaştırmak, göstereceği fiziki direnci ve duyacağı acıyı azaltmak amacı ile hayvanı askıya alma, bayıltma, uyuşturma ve şoklama gibi bir işlemden sonra henüz ölmeden kesmekte dinen bir sakınca yoktur. Ancak belirtilen bu uygulamaların etkisi ile kesilmeden ölmüş olan hayvanın eti yenmez. Tavuk, kaz, hindi ve ördek gibi kanatlıların baş aşağı halde hareketli taşıyıcıya asılarak, kafaları öldürmeyecek derecede düşük elektrik akımı verilmiş su banyosundan geçirildikten sonra seri mekanik yöntemle kesilmesinde dinen bir sakınca yoktur. Seri mekanik yöntemle yapılan kesimlerde, her hayvanın kesimi sırasında tek tek besmele çekmeye gerek olmayıp, kesimle görevli kimsenin sistemi harekete geçirirken Allah’ın adını anması (besmele çekmesi) yeterlidir. Ancak seri kesime ara verilip sistemin yeniden çalıştırılması halinde tekrar besmele çekilmelidir. Kesilen kanatlının tüylerinin temizlemesi sürecinde boğazdaki kanın ve iç organlardaki pisliğin ete karışması engellenmelidir. Şeklinde ilgili yazılara cevap verilmesinin uygun olduğu mütalaa edildi.
Ekosistemde önemli bir yeri olan hayvanlara İslam dininde özel bir değer verilmiş, onlara şefkat ve merhametle muamele edilmesi tavsiye edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadislerinde günahkar bir kadının susuzluktan ölmek üzere bulunan bir köpeğe su verdiği için Allah tarafından bağışlandığını bildirmiş (Buhari, Şürb, 9, Edeb, 27; Müslim, Selam,153), başka bir hadiste ise kedisini açlıktan ölmeye mahkum eden merhametsiz bir kimsenin, bu davranışı nedeniyle cehenneme atılmayı hak ettiğini haber vermiştir (Buhari, Edeb, 18, 27; Müslim, Fezail, 65). Yüce Allah yeryüzünün diğer nimetleri gibi bir kısım hayvanları da insanın hizmet ve yararına sunmuş, “Allah bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır. Onlarda sizin için daha birçok faydalar vardır.” (Mü’min, 40/79; ayrıca bkz. Casiye, 45/13; Lokman, 31/20) ayetiyle bu hususa dikkat çekilmiştir. Hayvanların iyi bakılıp beslenmesi (Ebu Davud, İsti’zan, 39), birbiriyle dövüştürülmemesi (Ebu Davud, Cihad, 51; Tirmizi, Cihad, 30), nişan için hedef yapılmaması (Müslim, Zebaih, 58, 59), zevk için öldürülmemesi (Nesai, Dahaya, 42) yönündeki nebevi emir ve yasaklar, hayvanların hayat hakkını ve vücut bütünlüklerinin korunması gerektiğini ortaya koymaktadır. Günümüzde bazı hayvanlar bilimsel test ve deneylerde kullanılmaktadır. İnsan, hayvan veya bitkilerdeki hastalıkların teşhisi, tedavisi veya önlenmesi, fizyolojik bozuklukların incelenmesi, hayvanların refahı, tarımsal amaçlarla yetiştirilen hayvanların üretim şartlarının iyileştirilmesi, türlerin korunmasını amaçlayan araştırmaların yürütülmesi, yükseköğretimde mesleki becerilerin kazandırılması veya geliştirilmesi gibi maksatlarla hayvanlar kobay olarak kullanılabilmektedir. Bunların yanı sıra temizlik malzemeleri ve kozmetikler gibi tüketim ürünlerinin toksik özelliklerini belirlemek üzere deney amaçlı hayvan kullanımı da söz konusu olmaktadır. İslam’da genel kural; şer’an geçerli bir maslahat olmadıkça, hayvanların yaşam haklarının korunması ve bedenlerine acı çektirilmemesidir (Hattab, Mevahibü’l-Celil, III, 189; İbn Nüceym, el-Bahr, VIII, 232). Buna göre; hayvanlar üzerinde yapılan bu tür çalışmalar ancak aşağıdaki şartlar ile caiz olur: a. Söz konusu deneyler için canlı hayvan yerine bilimsel açıdan geçerli başka alternatif bir yöntemin ya da deneme stratejisinin olmaması, b. Deneylerin, insanlar ve diğer canlıların maslahatı için gerekli olması, c. Deneylerden elde edilecek yararın, hayvanın maruz kalacağı zarardan daha büyük olması, d. Deneylerde hayvanlara eziyet çektirilmemesi, anestezi gibi acı duyulmasına engel olacak önlemlerin alınması, e. Deneylerin, zorunluluğun dışına taşmaması ve istatistik için yeterli olacak en az sayıda hayvanla yapılması. Ancak bilimsel açıdan herhangi bir zorunluluk olmayan, kozmetik ve benzeri amaçlı yapılan hayvan deneyleri ise dinen caiz değildir.
Allah bu duyarlılığını artırsın, merhametle fıkhı bir arada düşünenlerden eylesin. Soruna birkaç başlıkla cevap vereceğim. Bu başlıkları birlikte düşünmeni istiyorum. 1. Hayvanları sırf süs eşyası veya ticari meta için öldürmek: Hayvanın eti, derisi, kemiği, dişi gibi parçalarından yararlanmak üzere ve yasal sınırlar içinde avlanması caizdir. Bu, fıtratın gereğidir ve İslam buna izin vermiştir. Kurban da bunun en açık örneğidir. Etinden, derisinden, kemiğinden, boynuzundan yahut dişinden faydalanmak üzere bir hayvanın kesilmesinde esasen bir beis yoktur. Bu konuda şu şartlara dikkat edilmelidir: İsraf veya sırf öldürme zevki için olmamalı, Yasal sınır ve düzenlemelere aykırı olmamalı, Hayvan nesli tükenme tehlikesi altında olmamalı. Buna göre bir gergedanı sadece boynuzu için, bir fili sadece dişi için öldürmek hem merhametsizlik hem de israftır. Bu da “malayani” kapsamında mekruh hatta tahrimen mekruh olur. Avlamak mubah olsa da niyet ve amaç haramsa, hüküm değişebilir. 2. Nesli tükenmekte olan hayvanların avlanması: Şeriatın temel ilkelerinden biri "zararı önlemek" ve "yeryüzünde bozgunculuk yapmamak"tır (Bakara sûresi 205. âyet). Bir hayvanın türü tehdit altındaysa, bu hayvanları avlamak, hele de zaruri olmayan tesbih, süs eşyası gibi lüks tüketim içinse haramdır. Bu, Allah’ın emanet ettiği yeryüzüne ihanet etmek demektir. Kur’an’da Firavun’un azgınlıklarından biri şöyle anlatılır: "Yeryüzünde bozgunculuk yapıyordu." (Kasas sûresi, 4. âyet) Bu bozgunculuğun bir boyutu da doğayı, canlıları ve türleri ifsat etmek olabilir. 3. Mevcut ürünlerin alım-satımı caiz midir? Fıkhen hayvanın derisi tabaklanmışsa, kemiği veya dişi temizse bu maddelerden yararlanmak caizdir. Ancak bu ürünlerin elde ediliş yolu haram ya da şüpheliyse (kaçak avcılık, nesli tehdit altına alma, israf vb.), Müslüman bunun ticaretinden ve teşvikinden uzak durmalıdır. Bu, doğrudan “maslahat temelli” fıkhın gereğidir. Hele ki bu ürünler zaruri değilse, uzak durmak evla değil, vebali azaltıcı bir davranış olur. 4. Tavsiye olarak ne yapılmalı? Bu tür ürünlerin alım-satımıyla uğraşan biriyseniz, helal yollardan elde edilip edilmediğini kesin bilmediğiniz sürece, böyle ürünlerden uzak durmanız en doğrusudur. Sırf gösteriş, süs, lüks için bir hayvanı öldürmek, İslam'ın ruhuyla bağdaşmaz. Müslüman, sadece kendisi için değil yaratılmış her canlının hayrını düşünmekle yükümlüdür. Emaneti israf etmek, tüketmek, neslini kurutmak bizim hakkımız değildir. Son söz olarak, bir hayvanı, sırf onun dişi süslü tesbihte güzel duracak diye öldürmek ne akla ne ahlâka ne de fıkha sığar.
Dinimizin insana ait hiçbir şeyi dinin ilgi alanında tutmadığını bilmemiz gerekir. Buna göre de dinin karışmadığı bir alan gibi ne tüy ne sakal hiçbir şey yoktur. İnsan vücudundaki kıl, tüy, bıyık ve sakal dinin kurallarına dâhil konulardandır. Böyle geniş bir perspektifle bakmaya çalışınca şu özeti yapabiliriz: İnsanın bedenindeki tüyleri (saç, sakal, bıyık, kıl vs.) temiz ve bakımlı tutması, sağlığı ile ilgili bir konu olarak görüp ilgilenmesi İslam edebi ile alakalı kabul edilmiştir. Aynı zamanda da fıtratın korunması çizgileri içerisinde kalmaktadır. Baştaki saçın tıraşı konusunda hac ibadeti ile alakalı olarak sıfıra vurulması konusunda teşvik vardır. Bu hükmün dışında erkeğin saçı ile alakalı hüküm tek şekilli bir hüküm değildir. Bu da şu demektir: Kâfirlere ait bir sembolü taklit etmek, sağlıkla alakalı bir sorun oluşturmamak, ibadete (mesela gusle veya abdeste) engel bir durum oluşturmamak kaydıyla erkek saçını dilediği gibi bırakabilir. Sıfıra vurdurur, uzatır, düzeltir. Bu konuda birilerine benzememeye itina göstermek önemlidir. Kadınların saçları ile alakalı ise durum farklıdır. Kadının saçı onun ziyneti kabul edilmiştir. Kadın saçını kısaltabilir ama erkek gibi kökten kestiremez. Erkeklere benzemesi ve yabancı kültürleri taklit etmesi inceliğine dikkat edecektir. Erkeğin saçının (çocuklar da dâhil olmak üzere) bir bölümünün alınıp gerisinin bırakılması veya saç üzerinden şekiller yapılarak (mesela başın ortası sıfıra vurdurulup gerisi saçlı olacak) bir düzen yapılması da hadislerle yasaklanmıştır. Saça saç monte edilmesi de yasaktır. Tıbben gerekli bir tedavi dışında böyle bir uygulama caiz görülmez. Kaşlar başta olmak üzere yüzdeki kılların yolunması ile alakalı da şu kural vardır: Özellikle kaşların yaratılış şeklini değiştirip yeni bir tip oluşturacak uygulamalar caiz değildir. Göz kapaklarına temas eden, görmeyi engelleyen veya normal kaş yapısının dışına taşan kaşlara müdahale edilebilir. Bayanların yüzlerindeki tüyleri bir yolla almaları caizdir. Saç veya sakalın boyanması meselesinde ise genel olarak sakınca olmadığı söylenebilir. Özellikle siyah boya ile boyanması hususunda ise bazı âlimlerin en azından kerih gördüklerini bilmeliyiz. Bıyıklara müdahale edilmelidir. Tamamen salınmış bir bıyık şekli sünnete aykırı görülmüştür. Kısaltmak ile hafif bıyıklı olma arasında örfe ve çevre şartlarına itibar edilebilir. Sakalın kesilmesi konusunda hafi hüküm tahrimen mekruh olacağıdır. Bu da caiz olmamak anlamına gelir. Genel hüküm ise haram olmasıdır. Şu kadar ki, bu konudaki haram ifadesi bir zina ve alkol konusundaki haram ifadesi gibi değildir. Yaşanan toplumun şartlarını aşamamak gibi bir gerekçenin sakalsız olmaya ruhsat olabileceğini söyleyenlerin inşaallah yanılmamış olacağını umarız. Ama hedef Müslüman erkeğin sakallı olmasıdır. Sakala da kesinlikle bakım yapılmalıdır. Bedendeki diğer tüylerin (göğüslerde, bacaklarda, kollarda…) alınması konusunda haram düzeyinde bir yasak yoktur. Konu sağlıkla alakalı görülmelidir. Zaten sorunlu alınması gerekenler (koltuk altları ve etek tüyleri) alınacaktır. Gerisinde de sağlık kurallarına dikkat edilmelidir. Bedendeki tüylerin tamamına müdahale herhangi bir yöntemle yapılabilir. Yeter ki kullanılan yöntem insan sağlığı açısından uzun vadede bile olsa zararlı olmasın.
Tavuk vb. kanatlılarda, kesim sonrası tüketime hazır hale getirilme aşamasında kuru ve sulu olmak üzere iki türlü yolum yöntemi uygulanmaktadır. Kuru yolum yöntemi buharsız ve buharlı olmak üzere iki çeşittir. Buharsız yöntem, kesim sonrası doğrudan elle yolum uygulamasıdır. Buharlı yöntem ise, kanatlı hayvanların buhar püskürten makineden geçirilerek tüy diplerinin yumuşatılmasıyla gerçekleştirilen işlemdir. Kuru yolumun her iki şeklinde de ete necaset sirayet etmemektedir. Bu itibarla usulüne uygun kesim sonrası kuru yolum yöntemlerinin uygulandığı kanatlı hayvanların etinin yenilmesi caizdir. Sulu yolum yöntemi ise, sıcak su püskürtme veya sıcak suya batırma işlemi olmak üzere iki şekilde uygulanmaktadır. Sıcak su püskürtmek suretiyle yapılan yolum işleminde, ete sirayet eden herhangi bir necaset söz konusu değildir. Dolayısıyla bu yöntemin uygulandığı kanatlı hayvanların etinin yenilmesinde bir sakınca yoktur. Sıcak suya batırma suretiyle yapılan yolum işleminde ise; usulüne uygun kesim sonrası iç organları çıkarılan, kanı süzülen ve üzerinde ete sirayet edebilecek pislik bulunmayan kanatlıların, sıcak suda kısa bir süre bekletildikten sonra tüylerinin yolunması halinde etlerinin yenilmesi caizdir. Ancak iç organları çıkarılmamış, kanı süzülmemiş ve üzerinde ete sirayet edebilecek pislikler temizlenmemiş kanatlıların ortalama 50-55 derece üzeri sıcak suda bekletilmesi, necasetin ete sirayet etmesine sebep olabilmektedir. Bu itibarla söz konusu bu yöntemin uygulandığı kanatlı hayvanların etlerine necaset sirayet ettiği tespit edilirse bu etlerin yenilmesi helal olmaz.
Fıkıh konusundaki diğer fetvalar
Fukaha namaz kılarken parmak çıtlatmayı mekruh görmüştür. Bir işin namazda mekruh olması namazı bozmadığını ama sevabını azaltabileceğini gösterir.
Bir fıkıh kuralı olarak “haramdır” demeye kaynak bulamıyorum ama insanlara karşı bir saygısızlık olacağını, bunu da mü'min insanın yapmaması gerekeceğini düşünüyorum.
Bulunduğunuz yerde ve devam ettiğiniz kurumda dininiz ve ahlakınız açısından bir risk oluşmuyorsa bu yaptığınızda fıkha aykırı bir durum yoktur. Zira yasak olan, bayanın seferîlik mesafesinden uzun bir yere tek başına mahremi yanında olmadan gitmesidir. Şehirde mahremi yanında olmadan yaşaması bu yasağa dâhil değildir.
Fıkıh ilminin tarif ettiği yemin bu olmasa da böyle bir yemin yapılabilir. En azından bu, mümince verilmiş bir söz niteliğindedir.
Okumak için evde bulundurulan kitapları kastediyorsanız onların zekâtı yoktur. Satış için bulundurulanları kastediyorsanız normal ticari malların zekâtı gibi % 2,5 zekâtı verilir.
Bu saydıkların bir hoca ile okunmadıkça bilgi birikimi bile oluşturmayabilir kaldı ki yan etkisi de söz konusu olur. Tefsir olarak size Mahmut Toptaş hocanın ŞİFA TEFSİRİ yeterli olur. Allah yardımcınız olsun.