Fetva Meclisi
Soru
Allah’a inanan ama İslam’ın hükümlerinden bazılarını reddeden kimse, mesela başörtüsü veya bankadan kredi çekilmesinin faiz olduğunu reddeden kimse, namaz kılıyor, oruç tutuyorsa kafir midir? Bir de böyle kişiler hidayet bulsun diye dua edilir mi? Başkası tarafından kendilerine edilen bu dualarla hidayet bulabilirler mi? Eğer bulabilirlerse Peygamberimiz Ebu Talib’in müslüman olmasını çok istiyordu ve çok dua etti. Ama Ebu Talib müslüman olmadan vefat etti. Allah Peygamberinin bile bu konudaki duasını kabul etmediğine göre sıradan insanların başkalarının hidayeti adına ettiği duaları kabul eder mi? Ya da Peygamberimizin Ebu Talib için ettiği duaların kabul olmamasının bir hikmeti mi var? Eğer bir hikmeti varsa bu nedir? Peygamberimizi büyüten, çok seven, İslam’a ve Peygamberimizin korunmasında çok emeği geçen Ebu Talib’in hidayete eremeden vefatını anlayamıyorum ve sebebini çok merak ediyorum. Çevremde İslam’ın bazı hükümlerine aklı ve mantığına uyduramadığı için inanmayan akrabalarım var. Onların hidayet bulup bu yanlış yollardan dönmeleri için çok dua ediyorum. Ama daha sonra aklıma Peygamberimiz ve Ebu Talib geliyor ve Allah, Peygamberin amcası için edilen duayı kabul etmemişken bu konuda bizim duamızı mı kabul edecek diye vazgeçiyorum dua etmekten. Bu doğru bir mantık mı yoksa şeytanın aldatmacası mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Müslümanlığımızı, şüpheler üzerinden irdelemek sakıncalıdır. Vesvese ile imanı sorunlu duruma taşımak yanlış olur. Örnek aldığınız olayla sizin bağlantı kurmanız hiç yerinde değildir. Günlük hayatınızı devam ettirin. İbadetlerinizi yapın. Birilerini şahit tutmanız gerekmez zaten camiye gidip namaz kılıyorsunuz. Benzeri ibadetleri yapıyorsunuz. İmanımızı korumak için çırpınacağız ama vesveseye kapılarak korurken kaybetme düzeyine de getirmeyeceğiz. İbadetlerinizi yapmanız, Kur'an okumanız, dua etmeniz, salavat getirmeniz ve benzeri ibadet olan değerleri canlı tutmanız imandır olduğu gibi biiznillah.
Bu hususta başlangıç olarak doğru düşünüyorsunuz. Netice olarak ise şunu bilmemiz gerekir: Rabbimiz bizi gücümüzün yetmeyeceği bir şeyle sınamaz. Bizden istenenler gücümüzün yettiği şeylerdir. Hayallerimiz, iç kuruntularımız, sevgi ve nefretimiz yüzde yüz hâkim olabileceğimiz şeyler olmayabilir. Bizim, insan olarak yapmamız gereken şey niyetlerimizin etki altında kalacağı çevreyi düzgün oluşturmaktır. Mesela Ramazan gününde oruç tutan bir mü’min, Allah için oruçlu olmaya niyet eder ama bir büfenin önünde saatlerce beklerse niyeti ile niyet ettiği ibadetin etki altında kalacağı çevre arasında çelişki bulunmuş olur. Bize düşen, gücümüzün yettiğini yapabilmektir. Bir başka örnek olarak da sizin durumunuzu ele alalım. Siz Allah için süren bir hayat yaşamak istiyorsunuz. Bunun için çevre de oluşturmanız gerekir. Çevrenizin etkisinden sıfır oranda kurtulamazsınız. Avrupa'da ikamet ederseniz bu niyetiniz sizi yalanlayabilir. Ya da siz niyetinizi yalanlamış olursunuz. Hayatî bir gerekçe olmadıkça Avrupa sınırlarında kalan birinin niyet oluşturma sıkıntısı araması makul olmaz. Bunu sadece bir örnek olarak size söylüyorum. Meselemiz nerede yaşama meselesi değildir. Bir başka husus da başta Kur'an'ımız olmak üzere bilgi kaynaklarımızı sürekli enerji oluşturacak şekilde tazelememiz gerekmektedir. Bir de duanın en önemli silahımız olduğunu unutmayalım. Allah yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm. 1- Himmet kelimesinin, mezardan bile etki edecek şekilde kullanılmasının ne kadar yerli yerinde olduğunu öğretecek bir bilgi sahibi değilim. Kur'an ve Sünnet üzerinden böyle bir bilgim yoktur. 2- Şirk değilse bile mümince değildir. 3- Yiyeceğimizin aslı araştırmayacaksak hiçbir şey araştırılmayacak demektir. Umumiyetle helal üzere bulunulan bir ortamda isek araştırmayız. Kimin ne yaptığı belli olmayan bir ortamda muhakkak araştırırız. Kişi seçer, ortam tutarız. 4- Kuran’ımızın özel bir Arapçası olduğunu söyleyebiliriz; günlük Arapça ile Kuran’ı anlamak mümkün değildir. Nitekim Kuran Arapçası ile de bugünkü Arap toplumunun dilini anlamak mümkün olmamaktadır. Allah Teâlâ muvaffak kılsın.
Selamünaleyküm. Namazı inkâr edenin kâfir olduğunda bir şüphe yoktur. Tembellik veya benzer bir nedenle kılmayan ise kâfir olarak görülmemiştir. Cumhurun görüşü budur, uygulama da böyledir. Hadislerde geçen ifade ise 'kâfir gibi iş yapmaktadır' şeklinde anlaşılmıştır, anlaşılmalıdır da.
Bazı meseleler vardır ki, asırlardan beri ulemasıyla, sade Müslüman'ı ile dinle ilgilenen (ve son zamanlarda dinden uzak insanların da) herkesin alakasını çeken, tartışmalara malzeme olan meseleler oldukları halde hiçbir şekilde sonuçlanmamıştır. Sözünü ettiğiniz mesele de bu meselelerden biridir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin anne babasının mü'min olduklarına dair iddialar, o iddiaları teyit edebilecek dayanaklar bulunduğu kadar, mü'min olmadıklarına dair de iddialar ve o iddiaları teyit edecek dayanaklar vardır. Anlaşılan şu ki, Allah Teala bu meseleyi kullarına açık ve seçik bir şekilde bildirmeyi murat etmemiştir. Üzerine gidip karıştırmanın bir yararı olmadığını düşünüyorum. Bizim için daha açık ve elzem meseleler vardır. Onları çözmemiz, çözmek için uğraşmamız bizim lehimizedir. Efendimizin ebeveynine ait tartışma dinin özüyle ilgili değildir. Allah'a emanet olunuz.
Peygamberler de bununla karşılaştı. İnsanların bir veya iki nasihatle akıllanacaklarını nasıl düşünürüz? Bu bir. İkincisi de şudur: Bizim vazifemiz hak bildiğimizi izah etmektir, kalpler Allah’ın elindedir. Kimsenin hidayetinden sorumlu değiliz biz, vazifemizi yaparız gerisini de dinin sahibine bırakırız. Öyle her tepkinin önünde eriyecek olsak varlığımızı tüketiriz bilmeden. Bu açıdan tekrar düşünmeye çalışın.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Aleykümselam. Bir: Bir kere bunun eşiniz tarafından sorun edileceğini kesin bilmiyorsunuz. Böyle bir psikoloji ile evliliği peşinen abluka altına almamalısınız. Eşiniz olacak kişi sizi bu nedenle sevmeyecek, başkalarıyla kıyas edecek gibi nedenlerle kendinize eziyet etmeyin. Bir erkek kusur bulmak istedikten sonra pek çok kusur bulur. Siz, Allah’ın verdiğine razı olun. İki: Göğüslerinizin daha güzel olması için ameliyat dışında bitkisel veya krem gibi uygulamalar yapmanızda bir sakınca yoktur. Bu yöntemlerden biri sağlığınız açısından sıkıntı oluşturuyorsa o açıdan bir caiz olmamak söz konusu olur. Üç: Göğüslerinizi ameliyatla büyütecekseniz, bunun caiz olması için yapacağınız işin nedeni ‘daha güzel görünmek’ olmamalıdır. ‘Küçük olan, emzirme için yeterli olmayabileceği şeklinde doktorlar tarafından belirtilen’ bir nedenle ameliyat yaptırabilirsiniz. Özet olarak kural şudur: Daha güzel görünmek için estetik ameliyat yoktur. Bir eksikliği gidermek için ise estetik yapılabilir.
Aleykümselam. Bu caiz olmakla beraber gereksiz yere yapılmamasını tavsiye ederiz. İleride siz pişman olmasanız bile çocuklar bu yapacağınızı beğenmemiş olabilirler. Gereksiz yere yapmayın demek daha içimize sinmiş ifade olur.
Selamünaleyküm. Endişe edecek bir durum yoktur. Demek ki senin evlenme vaktin gelmemiş. Acele ederek kendi kendine sorun üretmemelisin. Yaşın, evlilik için son yaş değil ki!
Aleykümselam. Esasen fotoğraf, yaygın ve sıradan bir iş gibi görülmemelidir. Mümkün olduğunca çekilmemesi takva açısından daha doğru olur. Bilhassa bayan fotoğrafına karşı bu uyarıyı dikkate almalıyız. Çekilen fotoğraf o kişi açısından bir mahremini teşhir etme, gönlünün kırılacağı bir durum oluşturma ortaya çıkarıyorsa çekilemez.
Selamünaleyküm. Vermeniz gereken zekâtı hesap edin. Rakam olarak belli olsun. Onu taksit taksit verebilirsiniz.
Selamünaleyküm. Önce kendinizi koruyun. Sonra da onu bir doktora sevk edin. Kesinlikle önce kendinizi düşünmek zorundasınız. O hastalık bulaşıcıdır. Dikkatli olun.