Fetva Meclisi
Soru
Katılım bankaları ‘teverruk’ denilen bir usulle (vadeli olarak satın alınan bir malın üçüncü bir şahsa daha düşük bir fiyatla peşin fiyatına satılması) bedelli askerlik için finansman sağladıklarını söylüyorlar. Bu işlem için banka peşin aldığı bir malı müşteriye taksitle satıyor. Ardından müşteriden vekaletini alarak bu malı piyasaya peşin fiyatına satıyor. Bu satıştan elde edilen nakit para müşteriye aktarılıyor. Bedelli kredisi ile ilgili daha önce sorulan soruya ‘arada başka işlem yapılacaksa onu bilmemiz gerekir.’ diyerek son vermişsiniz. Katılım bankasının yaptığını iddia ettiği bu ‘teverruk’ işlemi meşru bir ara işlem olarak düşünülebilir mi? Açıkça faize girmektense bu yolu tercih edebilir miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Bedelli askerlik veya başka bir gerekçe ile bankanın size parayı neye göre vereceği önemlidir. Eğer size parayı mesela 100 lira verip başka bir zamanda 110 lira olarak geri alacaksa, bu adı ne olursa olsun neticede para karşılığı borç vermektir. Neticede de bir faiz işlemidir bu. Bunu caiz göremeyiz. Başka bir işlem yapılacaksa onu bilmemiz gerekir.
Teverruk şudur: A kişisi B kişisinden veya kurumundan taksitle bir mal satın alıyor. Sonra da bu malı C kişisine peşine satıyor. Böylece nakit ihtiyacını karşılamış oluyor. Âlimlerin çoğu bunu caiz bulmuştur. Bu işlem A kişisi B kişisinden alıp tekrar B kişisine satacağı şekilde olursa bu caiz değildir. Bu tür olanına beyulîne adı verilir. Bu faize karşı oluşturulmuş bir hile olduğundan caiz olmaz.
Bu iki yöntem de kağıt üzerinde olabilir işlerdir. Haram dememizi gerektirmiyor ama hassas bir kalpi için itiraz edilir yönleri vardır.
Selamünaleyküm. Buradaki temettü için de haram dememiz zordur. Meseleye takva açısından bakılırsa belki alınmaz denebilir.
Eşinize verdiğiniz “geri ödeyeceğim” sözü, bir borç akdidir. Bedelli askerlik veya araç gibi zaruri bir ihtiyacı o borçla karşıladıysanız, ödeyebildiğiniz ilk anda iade etmeniz dinen de ahlaken de üzerinize vaciptir. Bu borç hükmündedir. Bu borcun geç ödenmesi, size günah değil ama özürsüz ertelemek zulüm olur. Hadiste geçtiği üzere: "Zenginin borcunu geciktirmesi zulümdür." (Buhârî, Havâlât 1; Müslim, Müsâkât 10) Bu borcu ödemeniz, eşinize iyilik değil, bir adalet borcudur. Hakkını zamanında teslim etmekle yükümlüsünüz. Katılım bankasıyla yapılan maaş anlaşmasından dolayı “promosyon parası” adıyla bir meblağ size veriliyor. Bu para ne yazık ki (faizli bankalar kadar olmasa da) kanaatimizce "faiz şüphesi" taşıyan bir paradır. Bu da fıkhen güvenilir bir kazanç türü değildir. Dolayısıyla bu paraya mecbur kalınmadıkça tenezzül edilmemelidir. Alındığında da bankada bırakılmamalı ya fakir birine promosyon parası olduğu söylenmeden verilmeli ya da zaruret varsa ancak asli ihtiyaç için kullanılmalıdır. Bu bilgilere göre ailenizi geçindirebiliyorsanız küçük birikimlerle de olsa eşinize olan borcunuzu promosyon parasına tenezzül etmeden ödeyiniz. Kardeşim, zor zamanlar olur, omuzlar ağırlaşır ama Allah da kulunu görür. Siz borcunuzu ödemeye niyetlisiniz ve imkân arıyorsunuz. Bu samimiyetle olduktan sonra Allah size mutlaka yardım edecektir. Allah, size en temiz kazancı nasip etsin, harama veya şüphelisine mecbur bırakmasın.
Selamünaleyküm. Bulunduğunuz durumu siz daha iyi biliyorsunuz. Kalbiniz rahat ise kullanın.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Sabah namazına kalkmak veya kalkamamak, güne hayırlı veya hayırsız başlamak demektir. Bunu siz farz olan bölüm olarak anlayabilirsiniz. Sabah namazından sonraki vakti de en az işrak zamanına kadar zikir ile geçirmek önemli bir Sünnet'tir. Yalnız sabah namazı düzeyinde değildir. Herhangi bir işi sabah namazından sonraki vakitte görmek ise bir nevi farzdan sonra gelen önemli nafilelerden biri olarak bilinmelidir. Terk edilmesi bir bereket eksikliği nedeni olarak görülebilir ama haram olma durumu yoktur. Mü'min insan becerebildiği kadar bu inceliklere riayet etmeye çalışmalıdır.
Nisa suresinin ayeti size direkt olarak bu hakkı tanımaz. Evlenirken yani nikâh akdi esnasındaki anlaşmanızda konuşulmuş olması veya serbest bırakılmasına göre bu kararı verebilirsiniz. Siz, İstanbul’dan bir kızla evlendi iseniz normaldi onu, İstanbul gibi büyükşehir olan bir yere götürebilirsiniz. Mesela Niğde’den evlendi iseniz o düzeyde bir şehrin altına götürmemeniz gerekir. Size şöyle bir ikazımız olsun: Bir ailede bu tartışmanın başlaması çok riskli bir başlangıçtır. Aile fertlerinin birbirleri için bu kadar bir fedakârlığı yapamamaları sakıncalı bir gidişatı gösterir. Eşinizi böyle bir konuda ikna edebilecek düzeyde olmalı idiniz. Aranızdaki muhabbet bu düzeye yükselmelidir. Bunu biliniz. Allah yardımcınız olsun.
Herkesin dini kendinedir. Kimse kimseyi bir şeye inanmaya zorlayamaz. Gelinlik veya başka bir konuda insanların fikirlerini bir hocanın yazısı ile nasıl değiştireceksiniz? Böyle bir cedelleşme ile iş yürümez. Bizim de size cedelleşmeyi körükleyecek bir tavsiyede bulunmamız doğru olmaz. Bulunduğunuz ortamı ve şartları tamamen kendi anladığınız gibi oluşturmanız mümkün değildir. Biraz sizden biraz oradan ortalama bir yöntem geliştirmelisiniz. Tuttuğunu koparan bir tip olursanız kopardıklarınız elinizde kalabilir. Daha mutedil olmanızı tavsiye ederiz size.
Toplamı için bir defaya mahsus ardı ardına altmış gün, artı yirmi gün tutmanız inşaallah yeterli olur. Allah kabul etsin.
Basit bir 'gel ve keyfine bak' tarzlı davetiyeyi kim yaparsa yapsın, yanlıştır, kabul edilemezdir. 'Ne olursan ol gel ve İslam'ın şeklini al' tarzındaki ifade ise önemlidir. Bize olan ifadede dinimizi herkesin gönlünü yapar bir kıvama sokmaya karşı dik duruş davetiyesi vardır. Umarım anlaşılmıştır. Allah'a emanet olunuz.
Bocalamaya gerek yoktur. Evliliği yediğimiz rızka da benzetebilirsiniz. Rızık da evlilik kadar önceden yazılmıştır. Biz onu temin etmek için nasıl mücadele ediyorsak evlilik için de aynısını yapıyoruz/yapmalıyız. Felsefesi ile vakit geçirmek gereksizdir. Ekmeğinize benzetin evliliği ve gerekeni yapın. Fırında seyretmekle ekmeği karnınız doyuyorsa önünüze çıkan kısmetleri de seyredin ve bekleyin.