Fetva Meclisi
Soru
Vade farkı katılarak örneğin bugün kilosu 50 kuruştan 1 ton arpanın fiyatı 500 TL olacak. Eğer bir kişi buna kalkıp da 10 kuruşluk bi vade farkı ekleyip 1 ay sonra malı verdiği kişiden 600 TL'nin tahsilini istese haram/faiz olur mu? Eğer faiz değilse bunu faizden ayıran nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
SELEM bir ticaret şeklidir. Özet olarak PARA PEŞİN, MAL TAKSİTLE şeklinde uygulanır. Genelde bildiğimiz mal peşin, para taksitle şeklindedir ama böyle bir ticaret de vardır. Bu ticarette sermayesi olmayan iş yapmak isteyen esnaf ve sanayiciye hatta çiftçiye destek vardır. Sermaye bulup iş yapma fırsatı doğmaktadır. Mesela ay başında bin lira olan ücreti tahsil edip onunla ham madde alarak bir ay sonra malı teslim eden sanayici veya çiftçi bir selem sözleşmesi/selem akdi yapmış olur. Selem akdinin caiz olduğuna bir ihtilaf yoktur. Olmayan bir şeyi satmak ile selem akdi arasında bazı farklar vardır. Olmayan şeyi satmak nehyedilmiştir, selem akdi ise özellikleri belli bir şey üzerinde işlem yapmaktır. Bu da süre bitiminde teslim edilebileceği konusunda sıkıntı olmayan nesne demektir. Selem akdinde sözü edilen süre içinde teslimat yapılmaması durumunda parayı veren verdiğini geri alabilir. Olmayan şeyin satılması durumunda ise alışveriş bittiği için teslimat yapılamaması durumunda para verenin geri alabileceği bir şey yoktur.
Allah Teâlâ işinize bereket, kalbinize huzur versin. Şöyle yapın: Kendinize bir zekât günü belirleyin. Bu gün kameri aylardan birinin günü olsun. Mesela Ramazan ayının dokuzu… gibi. Her sene o gün geldiğinde; a- Kasanızdaki, bankadaki, cebinizdeki nakitleri, altınları (altın tek başına olduğunda kendi gramı üzerinden hesaplanır, burada değerini para olarak ilave edebilirsiniz.) elinizdeki çekleri (günü ne olursa olsun) toplayın, b- Dükkanınızda satılmak üzere bekleyen yedek parçaları fatura değeri üzerinden hesaplayın, c- a ve b kalemlerini birleştirin. Bu birleşim sizin zekât hesabı yapılacak olan mal varlığınızdır. d- SATMAK İÇİN BEKLETTİĞİNİZ arsa veya gayrimenkuller varsa onların da piyasa değerini c kalemine ilave edersiniz. İkinci olarak da; a- Önünüze gelmiş ödenecek faturalar, kesilmiş çekler, bir yolla ortaya çıkmış borçlar varsa bunları hesaplayın. b- Bu hesabı bir önceki toplamdan düşün. Geriye kalan değer yani elinizde borçlar düştükten sonraki net kalan 81 gram altın veya onun piyasa değeri kadar ediyorsa siz bu sene zekât vermeniz gerekir. Daha aşağı düştü ise zekât vermeniz gerekmez. Zekât vermeniz gerekiyorsa eldeki net kalanın yüzde iki buçuğunu vereceksiniz. Onu hemen vermeniz gerekir ama elde nakit sıkıntısı varsa birkaç gün ertelemenizde sakınca olmaz. Allah yardımcınız olsun.
Allah Teâlâ işinize bereket, kalbinize huzur versin. Şöyle yapın: Kendinize bir zekât günü belirleyin. Bugün kameri aylardan birinin günü olsun. Mesela Ramazan ayının dokuzu gibi. Her sene o gün geldiğinde; a- Kasanızdaki, bankadaki, cebinizdeki nakitleri, altınları (altın tek başına olduğunda kendi gramı üzerinden hesaplanır, burada değerini para olarak ilave edebilirsiniz.), elinizdeki çekleri (günü ne olursa olsun) toplayın, b- Dükkanınızda satılmak üzere bekleyen yedek parçaları fatura değeri üzerinden hesaplayın, c- a ve b kalemlerini birleştirin. Bu birleşim sizin zekât hesabı yapılacak olan mal varlığınızdır. d- SATMAK İÇİN BEKLETTİĞİNİZ arsa veya gayrimenkuller varsa onların da piyasa değerini c kalemine ilave edersiniz. İkinci olarak da; a- Önünüze gelmiş ödenecek faturalar, kesilmiş çekler, bir yolla ortaya çıkmış borçlar varsa bunları hesaplayın. b- Bu hesabı bir önceki toplamdan düşün. Geriye kalan değer yani elinizde borçlar düştükten sonraki net kalan 81 gram altın veya onun piyasa değeri kadar ediyorsa sizin bu sene zekât vermeniz gerekir. Daha aşağı düştü ise zekât vermeniz gerekmez. Zekât vermeniz gerekiyorsa eldeki net kalanın yüzde iki buçuğunu vereceksiniz. Onu hemen vermeniz gerekir ama elde nakit sıkıntısı varsa birkaç gün ertelemenizde sakınca olmaz. Allah yardımcınız olsun. Anlaşılmayan bir nokta varsa tekrar yazabilirsiniz.
Selamünaleyküm. Faiz, parayı zaman karşılığı daha yükseğine satmaktır. Buna tam olarak tercümesi KREDİ kavramıdır. Beş alıp belli bir zaman sonra altı ödemek budur. Taksitle satış ise böyle değildir. Peşin beş olan şeyin taksitle altı olması sakıncalı değildir. Satış esnasında anlaşılan rakam altıdır. O da faiz değildir. Ancak taksit vakti geldiğinde ödeme geciktiği için ikinci bir ilave fiyat getirilmesi mesela altının, altı buçuk yapılması faizdir. Aradaki yarım rakamı faiz hükmündedir, ticaretin bütününü kirletmiştir. Araba meselesinde ise durum şöyledir: Gerçekten belli bir rakama kadar fark almıyor olabilir. Bu da peşin de versen fiyat aynıdır demesi ile ortaya çıkar. Bu durumda faiz yoktur. Yalnız bir bankanın aslı faizli ise yani faizli iş için çalışıyorsa o bankanın faizli olmayan başka bir işi de bizim ona destek olmamamız bakımından kaçınmamız gereken bir iş olur. Bunu bilmeliyiz. Faizli olmayan bankalarla iş görmeye çalışalım.
Paranın kâğıt üzerinden alınıp verilmesinin her bir işlemi fıkıh açısından bir tereddüt olarak görülebilir. Bir ticaret konusunun, aynı anda iki akdi içermesi caizlik sınırlarını zorlar. Bu nedenle sözünü ettiğiniz birinci şık için gönül rahatlığı ile evet demek mümkün değildir. İkinci bölüm ise Hanefi fukahası arasında caiz görülen bir ticaret çeşididir. Ama prensibi tekrar hatırlatmak istiyorum: Bir akit iki tür anlaşmayı ihtiva ettiğinde ya da para bir dosyadan öbür dosyaya geçirilerek sürdürülen ticaretle kazanıldığında tereddüt gitmez. Allah'a emanet olunuz.
Fukahaya göre akdin aslî unsurlarının dışında ayrıca sıhhat şartları da vardır. Malın fiyatının ve niteliğinin belli olması, vadeli satışta sürenin belirtilmesi, örfe uymayan veya akdin muktezası olmayan ilave şartların koşulmaması ve faiz içermemesi gibi hususlar bu şartlar arasında sayılır. Hanefilere göre söz konusu sıhhat şartlarından birinin eksikliği de akdi fasit hale getirir. Bu tür eksikliklerin giderilmesi durumunda ise akit sahih hale dönüşür (Merğînânî, el-Hidâye, V, 9; Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 59). Fesat sebeplerinin giderilememesi durumunda ise müşteri satın aldığı malı teslim almakla ona malik olsa da, söz konusu akdin feshi gerekir. Ancak müşteri bu malda satış, hibe, tüketim gibi herhangi bir tasarrufta bulunursa, artık taraflar bu akdi feshedemezler. Dolayısıyla akit esnasında konuşulan bedel yerine mal mislî ise mislinin, değilse kıymetinin ödenmesi gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 50-51; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, VI, 367-368). Diğer mezheplere göre ise, malda veya fiyattaki belirsizlik giderilemeyecekse akit batıl olur ve hüküm ifade etmez. Ancak mal telef olmuşsa bedelinin ödenmesi gerekir. (Desûkî, Hâşiye, III, 15-16; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, II, 16-23, 126).
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Bu hassasiyetiniz pek güzel. Allah Teâlâ sizi de bizi de haramlardan ve neticede de cehennem azabından muhafaza buyursun. Ayağımızı kaydırmasın. Ekmek başta olmak üzere pek çok gıdanın dinimiz açısından yenmesinde ve içilmesinde büyük sıkıntılar bulunmaktadır. Yalnız şu ana kadar mü'minler olarak bu hususta kati bir sonuca ulaşacak çalışmalar da ne yazık ki yapamadık. Verdiğiniz örnekte mesela, sorun olduğunu hepimiz biliyoruz ama ekmek gibi bir konuda çözüm üretmede sıfır düzeyindeyiz. Ortada bir şüphe var. Bu şüpheye karşı helali oluşturma imkânı yok. Bir de durum sizin zikrettiğiniz düzeyde yüzde yüz bir veri ile karşımıza çıkmıyor. Buradaki alkollenme, büfede satılan alkoldeki ile aynı mıdır? Bunu da netleştirebilmiş değiliz. Bu nedenle 'ekmek haramdır' diyemeyiz. Ama Avrupa'da satılan ekmekler daha kıtır olsun üzeri parlak olsun diye kullanılan domuz yağı nedeniyle 'ekmek kesin haramdır' diyebiliriz. İki durum arasında bir fark olduğunu umarım takdir etmişsinizdir. Allah Teâlâ helal ile yaşamaya hepimizi muvaffak kılsın.
Selamünaleyküm. Nuh aleyhisselam kaç asır uğraştı oğlu ile. İbrahim aleyhisselam babası ile ne kadar uğraştı. Olmak veya olmamak bizim elimizde değildir. Rabbimizin dilediği olacak. Siz gayretiniz ve heyecanınızla kazanacaksınız. O ne durumda olursa olsun. Bunu unutmayın. İkinci olarak da, hiçbir meyve fidanı dikildiği gün meyve vermez. Verirse ondan şüphe edilir zaten. Acele etmeyin. Yirmi yıl, otuz yıl çok uzun bir zaman değildir. Sabır ve dua. Sabır ve dua. Sabır ve dua.
Selamünaleyküm. Bir yer cami olarak tahsis edildiğinde oranın kıyamete kadar öyle kalması gerekir. Kamunun zorunlu bir ihtiyacı için cami başka bir yere taşınabilir ama taziye evinin kamusal bir ihtiyaç olduğunu zannetmiyorum.
Selamünaleyküm. Namazda ise secdede iken parmak uçları halıya değdiğinde şart yerini bulur.
Aleykümselam. Teravihi evde de kılabilirsiniz.
Aleykümselam. Bunun için herkese aynen uygulanacak bir kural yoktur, konamaz da. Mesela ailesi bir sokak ötede olanla başka şehirde veya başka ülkede olan aynı değildir. Herkes için durum farklıdır. Bebeği olanla çocuksuz olan da aynı değildir. Pek çok farklılık gerektiren sebep bulunabilir. Her aile bunu kendi şartlarına göre belirlemelidir. Bir yuvada bunun sorun yapılması ise gayet üzücüdür. Bu kadar bir işi sorun etmeleri seviyesiz bir tutum olur. Aynı şehirde oturan iki aile arasında ayda bir ziyaret normaldir. Aynı mahallede iseler haftada bir olabilir. Şehir farklılığı varsa altı ayda bir olabilir, yılda bir olabilir. Aile bütçesinin de dikkate alınması gerekir elbette.