Fetva Meclisi
Soru
Hocam geçenlerde uzun vadeli yatırım amacıyla bir bahçe satın aldım. Aradan bir ay geçti ve bu bahçeye bir müşteri çıktı. Yaklaşık %30 oranında bir kârla satabiliyorum. Ancak tapudaki rayiç bedellerin düşük olması nedeniyle, yapacağım bu kârın resmî bir kaydı oluşmuyor ve dolayısıyla vergisini de ödeyemiyorum. Elde ettiğim kârın bir kısmını sadaka niyetiyle vermeyi düşünüyorum fakat vergi konusundaki eksiklikten dolayı içim rahat etmiyor. Bu durumda elde edeceğim kâr dinen caiz olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu sorunun tek bir ve net doğru cevabı yoktur. Nereden bakarsanız baktığınız tarafı doğru görürsünüz. Dolayısıyla aktaracağım fetvayı mutlak/kesin/esnemesi olmayan bir cevap gibi görmeyin. Rayiç bedel olarak belediyenin bölgenizde biçtiği ve kabul ettiği değeri esas alabilirsiniz. Bu bedeli göstermek yalan değildir. Her ne kadar evlerin fiyatları daha yüksek olsa da bölgenizde bu bedelle ilgili belediyenin kabul ettiği bir örf oluşmuştur. Bu örfe uymamanın çevrenizdeki gayrimenkul sahiplerine de olumsuz etkisi vardır. Naklettiğim fetva içinizi tırmalarsa amel etmeyin. Allah hiçbirimizi doğru yoldan ayırmasın.
Bir malı faizli bankanın satıyor olması onu o nedenle haram kılmaz. Evet, bankanın semtinden bile uzak durmak gerekir ama bu işlem faizli bir işlem değildir. Bereketi görülmeyen bir işlem olarak kalır diye korkarız.
Meseleye duygusal bir boyut taşıyabiliriz ya da derin bir takva arayabiliriz; bu durumda elbette öyle bir ticarete aykırı bakmak mümkün olur. Normal şartlarda ise bu ticaretin sakıncası yoktur. Sıkışma değil de dolaylı yollarla sıkıştırıp talip olma gibi bir durum yoksa o ticaret caizdir.
Devletin sabit bir fiyat belirlemediği ticari alanlarda kâr haddi yoktur. Hile ve yalan katmadıkça istediğiniz fiyata ve kendi belirleyeceğiniz kâr ile satabilirsiniz. Yalnız dikkat edin: Yalan ve hilenin girdiği işten helallik ve bereket gider.
Bir gayrimenkulü, muayyen bir fiyatta ve belli bir zaman diliminde ödendiğinde satın almış olmak ittifak ederek kiralayan birinin kiralaması ve daha sonraki satın alması ilke olarak caiz bir uygulamadır. Burada ücret bellidir, süre bellidir, ödeme tamamen bittikten sonra yapı teslim edilecektir. Bu süre içinde de kiracı binada kalacaktır.
Müslüman, yalan ve hile ile iş yapmamalıdır. Doğruyu göstermek, doğruyu konuşmak gerekir. Fakat Müslüman'ın benimsemediği, vizesini talep etmediği bir ülkede elinden geldiğince az ödeme yapması sakıncalı olmaz.
arsa konusundaki diğer fetvalar
Arsanızın ticari meta sayılması için baştan itibaren ticaret kastıyla alınmış olması gerekir. Şu an sadece satmaya karar vermiş olmanız ticari mal hükmünü doğurmaz. Satışa koymanız arsanın ticaret malı olduğu anlamına gelmez. Yani arsanız hâlâ zekâta tabi değildir. Bu durumda arsanıza zekât düşmez ancak satıldıktan sonra elinizdeki nakit parayla zenginlik nisabına ulaşırsanız zekât düşer.
Sorunuz, “kur korumayla kazanç sağlayan kimseye miras yoluyla elde edilen malı satmak caiz mi” şeklindeyse cevabı "satılabilir" şeklindedir.
Arsalarınızın şu anki değeri üzerinden zekâtını hesaplamanız; ayrıca nisap miktarını aşmış birikmiş paranızın da zekâtını vermeniz gerekir.
Bir insan bir daireyi veya benzeri gayrimenkulü oturmak, kullanmak, kiraya vermek, yazlık yapmak, çocuklarına bırakmak, parasını korumak gibi niyetlerle satın alabilir. Bu niyetler için ticari niyet diyemeyiz. Bir şeyi ticari maksatla alınması uygun fiyatını bulduğunda kâr edecek şekilde satmak için alması ise ticari niyettir. Anlaşılıyor ki parayı değer kaybından veya çalınmaktan korumak için satın alınan gayrimenkul ticaret malı sayılmıyor. Ticaret malı olmayan gayrimenkulün de başka bir sebep yoksa zekâtı verilmesi gerekmez. İleride ev yapmak veya üzerinde ziraat yapmak için alınmış bir arazi böyledir. Zekât vermemek için satın aldığı binayı ticari maksatla almadığını söyleyen birisinin yaptığı zekâta karşı hile yapmaktır. Bu da onun imanı ile ilgili bir durumdur. Böyle üzerinde zekât gerekmeyen bir gayrimenkulü olan kişi elindeki binayı veya arsayı satınca da o anda o arsa veya binanın zekâtı gerekmez. İnsan binasını veya arsa ya da dükkânını her an satabilir. Satar satmaz zekât payı diye bir şey gerekmez. Sattığı arsa veya binanın parası eline geçtiğinde diğer zekâtını verdiği paraya ilave olur ve zekât günü gelince hepsinin toptan zekâtı verilir. Eğer sattığı gayrimenkulün parasından başka parası yoktu ise bu sefer o paranın yılı dolunca elinde ise zekâtını verir. Elindeki gayrimenkulün ne için edinildiğine yönelik bir niyet tereddüdü yaşıyorsa kişi burada da ihtimal üzerinden yol alınmaz. Zira niyet kesin karar demektir. İçinden öyle veya böyle gibi farklı kanaatler geçmesi niyet sayılmaz. Zekât da buna göre düşünülür. Kullanmak ve satmak gibi iki niyeti aynı anda yapmış birisinin ise zekât vermesi gerekmez. Çünkü böyle bir niyet birleştirmede ticari olan değil kullanmak için olan niyet ağır basar. Ticari niyetle bulundurduğu gayrimenkulü kullanıma çevirmeye niyet ettiğinde ise zekât düşer yani zekât vermesi gerekmez. Burada ibadetten kaçmak gibi bir hileye başvurması ise onun imanı ve ibadet anlayışı ile alakalı bir konu olarak görülür.
O tarla için zekât vermeniz gerekmez. Sizin bir ticari niyetiniz yoktu. Devlet sizden orayı satın aldı. Aldığı o andan itibaren sizin elinize geçen paranın zekâtını hesaplayın. Eğer önceden nisap miktarı malınız vardı ise bunu ona ilave edin, zekât verirken toplamının zekâtını verin. Önceden nisap miktarı malınız yoktu ise bu para nisap miktarıdır, bunun üzerinden yıl geçince zekâtını verin.
Emlakçı ancak emlakçı olarak işini yaptığı zaman ücret alma hakkına sahip olur. Anlaşmanızda başkasına satmaya aracı olmak vardı. Ücret ancak onun için tahakkuk eder. Zira emlakçı vekildir, vekilin satmaya vekil olduğu şeyi sahibinden habersiz olarak kendisinin satın alması zaten uygun değildir. Ücret talep etmesi de hakkı olmaz.