Fetva Meclisi
Soru
Vakıf/dernek parası ile fakirler hacca gönderilse buna ne dersiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Dernek veya vakıflar zekât konusunda zenginin vekili durumunda kabul edilir. Zengin zekâtını hak edilen yere ulaştırmak için bir şahsı veya dernek gibi bir kişiliği vekil tayin etmiştir. Vekil kendisine vekaleti verilen şeyden idari gider olarak adlandırılan bir yöntemle adına bir kesinti alamaz. Kişi veya kurum olması bu kuralı değiştirmez. Zekât bir ibadet olarak kısıntıya gidilmeden eda edilmelidir. Dernek ve vakıflar kendisine zekât için vekalet verenlerden ek olarak bir idari gider talep etmelidirler. Zekât veren ve vekalet eden için en iyisi böyle yapılandır. Şartlı bağışlar da böyledir, dernek şartlı bağışlardan kesinti yapmadan yerine ulaştırmakla yükümlü sayılır. Bunun bir benzeri de keffaret olarak derneğe teslim edilen paradır. Keffaret de zekât gibi kurumun kesinti yapamayacağı kalemden kabul edilir. Dernekler/vakıflar zekât, keffaret ve şartlı bağış dışındaki diğer gelirlerinden idari kesinti yapabilirler. Bazı alimler, İslam devletinin veya zekât toplamak için yetkilendirdiği kurumların böyle bir kesinti yapabileceğini söylemişlerdir. Zira bu durumda o kurum ayette geçen sarf yerlerinden biri durumuna karşılık gelmektedir. Takdir edersiniz ki yaşadığımız coğrafya için böyle bir uygulama söz konusu değildir ve olamaz da. Netice olarak dernek veya vakıflar zekât ve keffaret olarak gelen maldan idari kesinti yapamazlar. Başka türlü olmuyor gibi bir gerekçeye sığınmak da doğru değildir. Zekâttan başka idari masraf için mal bulamayan o işi yapmasın, vebale girmesin.
Zekât fakirin bireysel olarak hakkıdır. Belirttiğiniz şekilde bir yerde zekât harcaması yapılamaz.
Zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri temliktir. Temlik eşya üzerindeki mülkiyet hakkını veya malî bir hakkı başkasına devretmeyi ifade eder. Bu itibarla fakirlere temlik etmek üzere zekât ve fıtır sadakalarını ayrı bir fonda toplayan ve her bakımdan kendilerine güvenilen kimseler eliyle yönetilen dernek ve kurumlara (muhtaçlara ulaştırmaları için yöneticileri, vekil tayin edilerek) zekât ve fıtır sadakası verilebilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/4) Söz konusu dernek ve vakıflar, zekât almaları caiz olan kimselerin tedavileri için zekât almak ve aldıkları zekâtı bu ihtiyaçlara sarf etmek üzere bunlardan vekâlet aldıkları takdirde, onlar adına zekât alabilirler. Henüz ergenlik çağına varmamış küçükler için de bunların velilerinden vekâlet almak gerekir. Şüphesiz vekâlet verilecek kişilerin her bakımdan güvenilir kimseler olmaları, toplanacak zekâtın başka işlere harcanmaması ve bu yöndeki denetimlerin ihmal edilmemesi gerekir. Adı geçen vakıf ve kuruluşlarda tedavi gören ancak fakir olmayan insanlara zekât, fitre ve fidye gelirlerinden harcama yapılamaz.
· Zekâtı hak eden bir fakire bir kerede ne kadar zekât verilebilir sorusunun cevabıdır buradaki sorunun cevabı. Ebu Hanife rahmetullahi aleyhin içtihadında ancak nisap miktarı kadar verilebilir. Diğer Fukahanın içtihadında ise bir yıllık ihtiyacı kadar verilebilir. · Bir ev fiyatı genellikle bir ailenin yıllık nafakasından çok daha fazla bir rakamdır. Bu nedenle fukahanın ölçülerine göre fakirlere zekât olarak ev verilmesi yerine oturması zor bir durumdur. Aynı şekilde araba verilmesi de böyledir. · Şöyle bir çözüm olabilir: Fakir bir ev satın alır. O evden ötürü yüklü borcun altına girer. Derneğiniz de “borçlu” olduğu için ona zekât fonundan o evin ödemesine yardım eder. Bu olabilir ama neticede bir zorlamadır. · Makul olan fakirin ev kirasını vermektir ki, ev kirası mantığı birden çok fakirin zekât fonundan istifade etmesidir. Zira bir ev fiyatı ile pek çok fakirin evinin kirası yıllarca ödenebilir. · Mümkün olduğu kadar zekâtı, fakirlerin çalışma ve ekonomik kazanç elde etmesine yönelik bir tercihte değerlendirmeye çalışınız. Mesela iş üretip kullanabileceği alet, işinde kullanacağı araç, dükkân yönünde değerlendirilse daha kolay fetvaya uyumu bulunabilir. · Burada bir istisna olarak şunu zikredebiliriz: Bazı yörelerde “ev” birkaç duvardan müteşekkil basit bir yapıya deniyor olabilir. Onun maliyeti de fukahanın “bir yıllık” sınırlamasına aykırı olmayabilir. O tür zorunlu durumlar için böyle bir tercih yapılabilir.
Selamünaleyküm. akıf malları ancak vakfedenin vakfiyesindeki şartlara göre kullanılabilirler. Bizim VAKIF tabelası ile izlediğimiz bugünkü vakıfların büyük bölümünün vakıf mantığı ile alakası yoktur. Bu büyük bölümde 'vakıf çatısı altında para ve insan toplama' mantığı hâkimdir. Oralara mal verenler de 'vakıf' olarak değil de 'yardım ve katkı' olarak vermektedirler. Buralardaki çalışanlar için de 'vakıf çalışanı' yerine bir hayır işinde çalışan hükmü geçerli olmalıdır. Gerek vakıf ve gerekse bir işte çalışanların, onları çalıştıran belirleyeceği kurallar doğrultusunda hareket etmeleri gerekir. Bu da sorumluluğun idarecide olduğunu göstermektedir. Vakıfları idare edenlerin ise, şartlı bağışlarla genel bağışları ayırmaları gerekiyor. Personelin giderleri ya şartsız bağışlardan ya da şartlı bağışın, bağış maksadının tahakkuku için zorunlu bölümden yeteri kadar harcamayı yapmaları uygundur. Vakıf malı bir emanettir, kesinlikle kıyamet gününde ağır bir hesabı vardır. Ziyadesiyle dikkatli olmak gerekiyor. Allah'a emanet olunuz.
Zengin olup da hacca gidemeden ölen bir kimse, bıraktığı maldan kendi yerine hac yapılmasını vasiyet etse ve terekenin (ölenin bıraktığı mal) üçte biri bunun için yeterli ise vârisleri tarafından bu vasiyet yerine getirilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/605-606, 609, 610) Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), haccetmeyi adayıp da haccedemeden ölen kadının yerine haccetmek isteyen kızına izin vermiştir. (Buhârî, Cezâü’s-sayd, 22 [1852]) Böyle bir vasiyette bulunmamışsa vârislerinden herhangi birisi kendi malından onun adına hac yapabilir. Bu durumda ölenin hac borcunun düşmesi umulur. (Semerkandî, Tuhfe, 1/426; Kâsânî, Bedâ’i, 2/213)
dernek konusundaki diğer fetvalar
Evet, bu yanlış bir işti, tevbe etmeniz gerekir. Tevbe için de o yanlış kullandığınız para kadar parayı derneğin bütçesine bir yolla katın. Yöneticilere bu durumu bildirmeniz huzursuzluk nedeni olacaksa bunu söylemeniz de gerekmez. Aynı parayı derneğin bütçesine katın yeter. İstiğfarı da ihmal etmeyesiniz.
Bütün bu işlemleri yasal ve hilesiz yapıyorsan, onların suistimalinden sana bir vebal olmaz.
Su ile zehir bir arada bulunmaz. Bulunursa su gider. Allah için bir iş yapmak, Allah’ın haramlarından birini çiğnemeye sebep olursa o su ile zehrin birleşmesi gibi olur. Bunu kabul edemeyiz. Bunun adı hizmet olmaz.
O kurum sizin adınıza kurban kesiyorsa hiçbir sakıncası yoktur. Kurban kesmiyor da başka işlerde kullanıyorsa siz kurban borcu ile ölürsünüz.
Bu tür merkezler adına toplanan yardımlarda yardım edenlerin aldatılmaması, yalan ve hileye başvurulmaması hâlinde, toplanan yardımlardan çalışanlara ücret verilmesinde sakınca yoktur. Bunun mubah olması için: - Yardım toplayanların, toplanan yardımlardan belli bir pay aldıkları gizlenmemelidir. Yardım edenlerden biri “şu kişiye, şu amaca” diyerek verdiği yardıma şart getirirse o yardımdan pay alınması caiz olmaz. Asıl sorumlu durumundaki dernek veya kurum yöneticilerinin önceden belirledikleri bir miktar üzerinden almalıdırlar aldıklarını. Duruma göre ücret belirleme gibi bir mantıkla pay alınmamalıdır.
Vakıf yetkilisinin size “hibe” ettiği eşyanın mülkiyeti sizindir. Kullanabilir, satabilir veya bir başkasına hibe edebilirsiniz. Özel bir engelleyici kayıt olmadıkça durum böyledir.