Fetva Meclisi
Soru
Hocam biz Almanya’da yaşıyoruz, akrabalarımız ise Türkiye’de yaşıyorlar. Çoğunu yıllardır göremiyoruz ama aramızda hiçbir sorun yok. Ailem küçüklüğümde götürmüştü fakat devamı olmadı. Bu sılayırahimi kesmek oluyor mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Anneye ve babaya yaklaştıkça sıla görevimiz de büyür. Uzaklaştıkça da küçülür. Hala varken kuzene, kardeş varken enişteye sıra gelmez. Gelirse de öncekinden artarak gelebilir. Ama biz şunu da bilmeliyiz: Bütün insanlık bizim ilgi alanımızda olmalıdır.
a. Sılayırahim farzdır. Namaz gibi o da Allah’ın emridir. b. Sürdürülmesi başka bir harama veya KATLANILMAZ EZİYETE sebep olan sılayırahim ertelenebilir. c. Katlanılamaz eziyetin ölçüsü dinî veya dünyevi bir neden olabilir. d. Kökten ilişki kesme yerine selamlaşmayı sürdürmeniz yeterli olur. Selam verme ve alma devam ettiği sürece hadislerde yasaklanan akrabayı terk etme durumu oluşmamış sayılır.
Selamünaleyküm. Amca, birinci dereceden sayılacak bir akrabadır. Sılayırahim açısından sizin amcanızı ziyaret etmeniz görevinizidir. Onun kendi görevini ihmal etmesi sizin onu ihmal etme nedeniniz olmamalıdır. Mesafeli de olsa siz en az yılda bir kere bağlantı kurun. Onun yaptığını yapmanız seviyesine düşmeniz demektir. Allah için yapılan işlere 'şu veya bu gerekçe' getirilmez.
Böyle bir durumda mesafe koyabiliriz, düzey belirleyebiliriz, konu sınırlaması getirebiliriz. Sınırsız küsme, ilgilenmeme ve selamlaşmama yapamayız.
Elhamdülillah Müslüman olarak yaşıyoruz bu hayatı. Bazı insanlar Müslüman olduklarını söyleseler de hayatlarında Müslümanlığın izleri olmayabiliyor. Biz, çevremize göre bir İslam yaşayamayız. Dinimizin emirleri ve yasakları bellidir. Olağanüstü şartlar dışında ne insanlarla sürtüşürüz ne de erimeyi kabul ederiz. Şöyle yapınız: - Allah’ın açık bir emri olan sılayırahime karşı boynunuz eğilmiş olsun. - Allah’ın bir haramı ile karşı karşıya kaldığınız yerde sılayırahimi erteleyin. - Böylece sılayırahimi koparmamış ama harama da girmemiş biri olursunuz. - Bunu şöyle yapacaksınız: Buluşma yerinizde haram işleniyorsa ve siz o harama mani olamıyorsanız sılayırahimi telefon veya başka bir iletişim ile halledeceksiniz. Sizden muhakkak mekân beraberliği isteniyorsa TARTIŞMADAN VE ABARTMADAN gelemeyeceğinizi söyleyeceksiniz. - Bu da sizin bir yandan iyi mümin olma gayretinizi sağlayacak diğer yandan da muhataplarınızı dininizin emirlerine davet etmiş olacaksınız.
Böyle bir durumda daha beter bir fitneye sebep olmamayı ölçü alabiliriz. Zaten kuzenlerle yoğun bir bağlantı mecburiyeti yoktur.
akraba konusundaki diğer fetvalar
Bacım, size hasseten aile içi ilişkinizi, eşinizle muhabbeti bu konudan daha önemli görmenizi tavsiye ederim. Şeytanı sevindirecek kıvılcımlar çıkabilir aranızda. O tür ortamlar oluşturan ailelerle ben şahsen mesafeli durulması gerektiği tarafıyım ama belirttiğim gibi aile içinde söz birliği yoksa bu ikinci fitnelere yol açar. Bunu bir tartışma konusu yapmamaya çalışın. Allah yardımcımız olsun. Dinimizin garip olduğu bir zamanda yaşıyoruz.
Allah’ın verdiğini değil devletin verdiğini alacağını söyleyen reddederken Allah’ın rızasını da reddetmiş olur. Bunun sonu da ateştir. Kim ateşe dayanabiliyorsa dilediğini yapsın. Dayınız neticede devletin verdiğini alsın. Gerisini de onlara helal etmezse herkes akıbetini hazırlamış olur.
Kuzen evli veya bekâr kadın için namahremdir. Namahrem demek, bekâr olmaları durumunda evlenebilecek durumda olmak demektir. Bayramlaşma gibi durumlarda aile şartları bir fitne üretmesin diye uzatmadan, temas etmeden uygun bir kıyafetle bir iki cümle söylenebilir. Daha ötesi olmaz. Eğer kadın gençliği ve benzeri sebeplerle bir fitne şüphesi hissederse bunu da yapmamalıdır.
Babanın veya başka birinin bir erkek ya da kızı istemediği biri ile evlendirmekte zorlama hakkı yoktur. Evlilik rıza ile yürür. En baştan istenmeyen bir evlilik muhabbeti olmayan bir evlilik olabilir. Babanın buna hakkı yoktur. Siz, bu hususta babanızı üzmeden nezaketle itiraz edebilirsiniz. Sadece bu nedenle vebale girmezsiniz.
Borç vermek müstahab bir ibadettir ve pek sevaplı bir iştir. Kimi durumlarda borç vermek farz bir göreve de dönüşebilir. Senin vereceğin borçla bir sıkıntı kalkacak, bir darlık giderilecekse borç vermek farz olur. Elbette, borç alıp borç verecek birinden söz etmiyoruz. Vermesi durumunda sıkıntıya girmeyecek birine borç vermek farz olur. Aldığı borçla bir mekruh işleyecek olana borç vermek mekruhtur. Aldığıyla haram işleyecek olana da borç vermek haram olur. Belirttiğiniz şekilde nişan için yapılacak harcama için en azından mekruh deriz. Kaldı ki, büyük oranda da israf boyutuyla harama geçmiş olacaklardır. Bu sebeple borç vermemekle hata etmiş olmazsınız. Aranızdaki akrabalık hukukunu zedelemeyecek bir dille borç vermeyebilirsiniz.
Şöyle özetleyebiliriz: İyiliği emretmek veya iyiliğe teşvik etmek, öncü olmak ve kötülüğe mani olmak, engellemek dinimizin kati emirlerindendir. Allah Teâlâ’nın “yapın” buyurduğu bizim FARZ olarak bildiğimiz dine ait işlerimizdendir. Dinimizin bu emri bir FARZ-I KİFAYEDİR. Farz-ı kifaye ise bir grubun yerine getirmesi ile diğer Müslümanlardan sorumluluğun kalktığı emirlere denmektedir. Dolayısıyla bir yerdeki günah olan işi filanca kişi engellemeye çalıştı ise Allah’ın emri yerine gelmiştir, oradakilerden kimse günaha girmeyecektir. Hiç kimse o görevi yapmazsa herkes günahtadır. Bu günah da oradakilerin kapasiteleri, yakınlıkları, güçleri ile orantılı olarak onlara yazılır. Elbette bir cami imamının caminin önündeki bir günaha mani olmaması ile caminin öteki sokağında oturan Müslüman’ın mani olmaması arasında sorumluluk oranı açısından fark vardır. Ortadaki bir iyiliği emir/kötülüğü engelleme görevi başkasının yapamayacağı kesinleşip de bir kişinin üzerinde yoğunlaşmış bir göreve dönüşürse onun için FARZ-I AYIN olur. Bizzat onun bu görevi yerine getirmesi gerekir. Âlimlerimiz, böyle bir görevi yerine getirmenin sonucu olarak öldürülme, ağır darbe alma veya hapsedilme gibi bir durum varsa görev yerine getirilmediğinde günaha girilmez demişlerdir. Zannederiz bu yaşadığımız dönem için bu hüküm geçerlidir. Allah yardımcımız olsun. Yapılacak görevin hiçbir işe yaramayacağını kati olarak bilen biri de mi bu görevi yerine getirmelidir sorusuna âlimlerin bir bölümü “evet, öyle bile olsa Allah’ın hükmü yerine getirilmelidir” demişlerdir. Bu da yüksek bir umutla toplumu izleme mantığının bulunması gerektiğini göstermektedir. Özet olarak diyebiliriz ki: Böyle bir görevimiz bulunduğunu, bu görevin cami imamlarına mahsus bizimle ilgisi olmayan bir iş gibi görülemeyeceğini biliyor isek, elimizden geleni de yapıyorsak biiznillah vebalden kurtuluruz.