Fetva Meclisi
Soru
Hocam, akrabalarımız arasında ateist olduğunu söyleyenler de Allah’a inandığını söyleyip bizimle aynı hassasiyeti göstermeyenler de var. Bunlar çocuğumuzu severken yalancı, maymun, eşek gibi kelimeler kullanıyorlar. Her birinde tekrar tekrar uyaramıyoruz. Eşime uyarmasını söylediğimde çocuğumuzu temiz bir şekilde yetiştiremeyeceğimizi, önünde sonunda böyle insanları göreceğini ve bizimle farkını anlayacağını söylüyor. Ben bunları sevdiği insanlardan duymasının sevmediği ve nadiren göreceği kimselerden duymasından çok farklı olduğunu düşünüyorum. Siz ne dersiniz? Bir de hocam bayramda bu akrabaları ziyarete gittiğimizde ateist olan ve onun misafiri, dini değerlerimizle alay eder şekilde konuşturlar. Allah’a inandığını söyleyenler de bunlara güldüler. Ezan okunurken köpek havlayınca, ezana karşı çıkıyor, yoğurt tam tutmamış denilince Fatma anamızın eli gibi demeniz gerekiyordu dediler ve güldüler, namazla da ilgili bu tarz şeyler olmuştu. Biz misafirlerini onların uyarması gerektiğini düşünerek kalben buğzettik ve oradan ayrıldık. Eşim akraba ile bağı kesmememiz gerektiğini söylüyor ama aynı şeylerin tekrarlanmayacağından emin değiliz. Ne yapmalıyız hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Sizin onlarla olan ilişkilerinizi azaltmakta fayda var. Fakat kocanız ailesi ile olan iletişimi en azından farz düzeyi sağlamalı. Bu da ailesini ihtiyaç halinde veya terk edilmiş bir halde bırakmamak, onları kalbi kırık gönlü buruk bırakmamaktır. Bu noktada belki türlü stratejik davranışlarla hem asgari ilişkiyi korumuş olur hem de tehlikeli olabilecek işlerden de uzak durmuş olur. Bu stratejiyi de kendi ailesi özelinde yapabilir. Mesela sık ama kısa ziyaretler bir seçenek. Veya ziyaret esnasında böyle şeylerin konuşulmamasını sağlayıcı adımlar atmak da bir seçenek. Bunun dışında müdahale edemeyeceğiniz noktalar için de Allah'a sığının. Siz bu olaylarda yıkıcı, ayırıcı taraf olmayın. Yoksa faturanın size kesilmesinden korkulur. Allah yardımcınız olsun. Allah' emanet olun.
Siz ve eşiniz var kabul edin. Aileniz olarak gerisini yokmuşlar gibi kabul edip yaşamaya alışın. Dertsizlik cennettedir, burası dert diyarıdır. Bırakın dertleriniz olsun ama siz dik olun, sağlam durun. 'Eşiniz ve siz', bunu unutmayın! Gerisine yüzeysel olarak hatasız bir yakınlık gösterin, onları hayatınızın ortağı yapmayın. Seviyeli ve açık vermeyen bir mesafe koyabilirsiniz aranıza. Onlarla ilgilenmeyecek kadar vaktinizi iyi işlerle doldurun. Kendinize ve ahiretinize yatırım yapın. Allah yardımcınız olsun.
Bacım, size tavsiyem şudur: Eşinizle direkt siz bu konuları konuşmayın artık. O size karşı inatlaşma yoluna girmişe benziyor. Onu etkileyebilecek başka arkadaşları üzerinden, çevresi ile etkilemeye çalışın onu. Mesela namaz kıldığı caminin imamına söylemeye çalışın. Biraz uzun zaman alır ama böylesi sizin için daha güvenlidir. Bir zaman siz onunla bu konuları hiç konuşmayın. Daha sonra sözünüzün etkisini artırdığını göreceksiniz. Dua etmeyi de ihmal etmeyin. Allah yardımcınız olsun.
Bacı, beklentilerinde haklısın, bir itirazım yok ama iki çocuktan sonra önceliğini ailenin ayakta kalmasına vermelisin. Bu tartışmalar aileni bitirir hatta seni dininden bile soğutabilir. Direkt haram olan bir şeyi istemedikçe itiraz etmemelisin. İyi bir eş, gönül yapan bir kadın olursan zamanla eşin senin beklediğin gibi olabilir ama aksini düşünmeye bile gerek yoktur. Kanaatim bu şekildedir. Allah yardımcın olsun. Âmin.
Selamünaleyküm. Allah'ın bir emrini yerine getirmemiz sizi bir başka harama sevk ediyorsa o emri yerine getirmeyebilirsiniz. Akrabalarınıza karşı kusurlu olmayın. Onların aleni zulmüne de razı olma. İki çizgi arasında durun. Ezmeyin, ezilmeyin; ara yerde inşallah iyi kul olursunuz.
Allah babanızdan razı olsun; dinini öne alarak hayatına yön vermeye çalışmış. En azından niyeti ile kazanacaktır diye umuyor ve dua ediyorum. Böyle bir uygulamayı yaparken ölçüde aşırı olmuş da olabilir. Tamamen kâfir olanla bile bir nebze bırakılması gereken bir çizgiden söz edebiliriz. Siz babanızın emrinde olduğunuz sürece ona itaat edin, kendiniz müstakil bir ev sahibi olduğunuzda ise helal/haram sınırlarını kollayacak ve itidali bırakmayacak bir çizgi oluşturursunuz. Allah yardımcınız olsun.
akraba konusundaki diğer fetvalar
Allah’ın verdiğini değil devletin verdiğini alacağını söyleyen reddederken Allah’ın rızasını da reddetmiş olur. Bunun sonu da ateştir. Kim ateşe dayanabiliyorsa dilediğini yapsın. Dayınız neticede devletin verdiğini alsın. Gerisini de onlara helal etmezse herkes akıbetini hazırlamış olur.
Sadece amca, dayı, hala ve teyze gibi birinci dereceden akraba için zorunluluk yüksek düzeyde vardır. Bu konudaki sılayırahim de telefon bağlantısı dâhil pek çok iletişim aracı ile karşılanabilir. Daha geniş bakmaya çalışın konuya.
Kuzen evli veya bekâr kadın için namahremdir. Namahrem demek, bekâr olmaları durumunda evlenebilecek durumda olmak demektir. Bayramlaşma gibi durumlarda aile şartları bir fitne üretmesin diye uzatmadan, temas etmeden uygun bir kıyafetle bir iki cümle söylenebilir. Daha ötesi olmaz. Eğer kadın gençliği ve benzeri sebeplerle bir fitne şüphesi hissederse bunu da yapmamalıdır.
Babanın veya başka birinin bir erkek ya da kızı istemediği biri ile evlendirmekte zorlama hakkı yoktur. Evlilik rıza ile yürür. En baştan istenmeyen bir evlilik muhabbeti olmayan bir evlilik olabilir. Babanın buna hakkı yoktur. Siz, bu hususta babanızı üzmeden nezaketle itiraz edebilirsiniz. Sadece bu nedenle vebale girmezsiniz.
Borç vermek müstahab bir ibadettir ve pek sevaplı bir iştir. Kimi durumlarda borç vermek farz bir göreve de dönüşebilir. Senin vereceğin borçla bir sıkıntı kalkacak, bir darlık giderilecekse borç vermek farz olur. Elbette, borç alıp borç verecek birinden söz etmiyoruz. Vermesi durumunda sıkıntıya girmeyecek birine borç vermek farz olur. Aldığı borçla bir mekruh işleyecek olana borç vermek mekruhtur. Aldığıyla haram işleyecek olana da borç vermek haram olur. Belirttiğiniz şekilde nişan için yapılacak harcama için en azından mekruh deriz. Kaldı ki, büyük oranda da israf boyutuyla harama geçmiş olacaklardır. Bu sebeple borç vermemekle hata etmiş olmazsınız. Aranızdaki akrabalık hukukunu zedelemeyecek bir dille borç vermeyebilirsiniz.
Şöyle özetleyebiliriz: İyiliği emretmek veya iyiliğe teşvik etmek, öncü olmak ve kötülüğe mani olmak, engellemek dinimizin kati emirlerindendir. Allah Teâlâ’nın “yapın” buyurduğu bizim FARZ olarak bildiğimiz dine ait işlerimizdendir. Dinimizin bu emri bir FARZ-I KİFAYEDİR. Farz-ı kifaye ise bir grubun yerine getirmesi ile diğer Müslümanlardan sorumluluğun kalktığı emirlere denmektedir. Dolayısıyla bir yerdeki günah olan işi filanca kişi engellemeye çalıştı ise Allah’ın emri yerine gelmiştir, oradakilerden kimse günaha girmeyecektir. Hiç kimse o görevi yapmazsa herkes günahtadır. Bu günah da oradakilerin kapasiteleri, yakınlıkları, güçleri ile orantılı olarak onlara yazılır. Elbette bir cami imamının caminin önündeki bir günaha mani olmaması ile caminin öteki sokağında oturan Müslüman’ın mani olmaması arasında sorumluluk oranı açısından fark vardır. Ortadaki bir iyiliği emir/kötülüğü engelleme görevi başkasının yapamayacağı kesinleşip de bir kişinin üzerinde yoğunlaşmış bir göreve dönüşürse onun için FARZ-I AYIN olur. Bizzat onun bu görevi yerine getirmesi gerekir. Âlimlerimiz, böyle bir görevi yerine getirmenin sonucu olarak öldürülme, ağır darbe alma veya hapsedilme gibi bir durum varsa görev yerine getirilmediğinde günaha girilmez demişlerdir. Zannederiz bu yaşadığımız dönem için bu hüküm geçerlidir. Allah yardımcımız olsun. Yapılacak görevin hiçbir işe yaramayacağını kati olarak bilen biri de mi bu görevi yerine getirmelidir sorusuna âlimlerin bir bölümü “evet, öyle bile olsa Allah’ın hükmü yerine getirilmelidir” demişlerdir. Bu da yüksek bir umutla toplumu izleme mantığının bulunması gerektiğini göstermektedir. Özet olarak diyebiliriz ki: Böyle bir görevimiz bulunduğunu, bu görevin cami imamlarına mahsus bizimle ilgisi olmayan bir iş gibi görülemeyeceğini biliyor isek, elimizden geleni de yapıyorsak biiznillah vebalden kurtuluruz.