Fetva Meclisi
Soru
Hocam Konya'da kadın doğumda asistan doktorum. Asistanlığımın sonuna yaklaşıyorum, tez yazma sürecine girdim elhamdülillah. Tez için hayvan deneyi yapmak istiyorum ama en az on deney faresini öldürmemiz gerekiyor. Tez sonucunda da insanların faydasına olacak bir veri elde edip edemeyeceğim meçhul. Hayvan deneyi akademik mecrada ivme kazandırabilir, bu nedenle yapmak istiyorum ama bu durumda hayvanların ölümüne sebep olarak bir vebale girmiş olur muyum? Bunu yapmamı tavsiye eder misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Dünyada milyonlarca hayvan özellikle de küçük çaplı hayvanlar bilimsel deneyler için kullanılmakta ve telef edilmektedir. Başta fareler olmak üzere, kuşlar, balıklar, tavşanlar deneylerde kullanılıyor ve sonuçta çoğu ölüme terk edilmiş oluyor. Tıp fakülteleri başta olmak üzere öğrencilerin biyoloji bilgileri denek olarak kullanılan hayvanlarla geliştiriliyor. Artık bunu bilimsel çalışma yapmanın doğal bir gereği gibi görmeye mecbur edilmiş bulunuyoruz. Konuya din açısından baktığımızda ise şunu söyleyebiliriz: Hayvanlar esasen insanın kullanımı için yaratılmıştır. Şu anda hayvanı gıda ürünü olarak görüyor olabiliriz ama gıda dışında da hayvan insanın kullanımı içindir. Elbette, sözünü ettiğimiz bu kullanım eğlence, keyif alma gibi uçuk noktaları ihtiva etmemektedir. Direkt insana hizmetle ilgili olan çalışmalarda, Hayvanlar üzerinden bir eğlence ve keyif alma hazzı tadılmıyorsa, Yapılan çalışmalardan uzun vadede bile olsa insana ve tabiata zarar oluşmuyorsa, Ve hayvanlar dışında bir alternatif üretilemiyorsa bu tür çalışmalar için dinen sakıncası olmaz denebilir.
Hayvanlara eziyet etmenin haram olduğu konusunda söze gerek yoktur. Ancak dinimiz maslahat ve menfaat (daha yararlı olanı bulma ve kullanma) kollama üzerine kuruludur. Bu dünya, insanın yararına olacak şeylerle doldurulmuştur. Hayvanlar evrenimizin bir parçasıdırlar ama neticede evrende insanın menfaati için vardırlar. Yeni bir ilacın keşfi muhakkak deney yapmayı gerektirecektir. Bu deneyde insanın kullanılması ile hayvanın kullanılması arasında tartışılamayacak kadar fark vardır. Elbette tercih insanı korumadan yana olacaktır. İnsanın ayakta kalması Allah’ın bu kâinat düzenindeki maksadının gerçekleşmesi için şarttır. Bilimsel araştırmalar için ikici bir alternatif bulunana kadar bu tür çalışmalar zorunluluktan ötürü caiz görülecektir.
İnsan sağlığı ile ilgili ilaç ve uygulama araştırmalarında insanların üzerinde deney yapılması her ne kadar ‘insana hizmet’ ekseninde dönüyor olsa da ‘sakıncası yok’ şeklinde tanımlanamaz. ‘Sakıncası yok’ çizgisi ile ‘mümkün değildir’ çizgisi arasında şeriatımızın temel prensipleri doğrultusunda şöyle bir tespit yapılabilir: a- İnsanlık bugüne kadar geliştirdiği ilaçlarda ne yazık ki mahkûmlar, savaş esirleri, paraya muhtaç fakirler üzerinde bedeli ağır deneyler yapmıştır. Sesi çıkmaz insanlar üzerinden diğer insanların sağlığı düşünülmüştür. Gariplerin servet sahiplerine yem edilmesi şeklinde gelişmiş olan bu süreç kabul edilebilir değildir. Yapılan işin ne olduğunu bile bilemeyecek durumdaki insanların kobay olarak kullanılması ilaç şirketlerinin kara lekesi olarak kalacaktır. İnsanı insana kurbanlık koç olarak feda etmenin dinimizce kabul edilirliği olamaz. b- Sonunda denek olarak kullanılan insanın öleceği kat’i olarak bilinen bir deneme ‘diğer insanlara yarar felsefesi’ üzerine kurulu olsa da caiz olmaz, öyle bir deney kat’i haramdır. Hiçbir insan başka bir insanın kurbanı değildir bu dünya hayatında. Söz konusu kobay insanın bunu kabul etmesi bile haram olmayı değiştirmez. İnsanın kendi bedenini veya bir organını feda etme hakkı yoktur. c- Üzerinde deneme yapılan kişinin aklını yitireceği kat’i olarak bilinen bir deney ve çalışma da hiçbir insanda yapılamaz. Zira insanın aklı insan gibidir. Aklın yitirilmesi Allah’ın teklifine muhatap olma kabiliyetinin yitirilmesidir. Hiçbir insanın aklı bazı ileri akıllılara harcanabilecek bir nimet değildir. d- İnsanı ayakta tutan organlardan birini kaybedeceği kat’i olarak bilinen bir deney için de caiz olma yönü yoktur. e- Reşit olmayanlar üzerinde yapılacak deneylerde 'insanlığın başka hiçbir çaresi kalmamış' olma gibi çok yüksek bir hassasiyet üzerinden belki caizlik bulunabilirse de reşit olmayanların yani yapılacak deneye kanuni kimliği ile evet deme kabiliyeti olmayanların kullanılmaları caiz olmaz. f- Öncesinde insanlar dışındaki canlılarda denenen, uzun vadede de olsa öldürücülüğü kat’i olmayan, - Resmi kayıtlarla, etik kurul denetiminde ve şeffaf bir şekilde bilimsel bir kurulla yürütülen, - İlk tespitlere göre öldürücü yönü bulunmadığı zannedilen, - Yapılacak çalışmaya katılacak insanın onuru ve kişiliği zedelenecek bir yöntemin kullanılmadığı - Denek olarak kullanılacak kişiye baskı yapılmamış, kendi rızası ile aday olmuş bir durumdaki denemeler caizdir, bir fazilet kaynağıdır. Böyle bir çalışma ile ortaya çıkarılacak sağlık ürünü bütün çalışanlar için hayırla anılma vesilesidir. Müslüman olanlar için de sadaka-ı cariyedir. Böyle umar ve bunu temenni ederiz.
Bahsettiğiniz deneyler, Sağlık Bakanlığı'nın bilgisi dışında yapılıyorsa, mevzuata ve uluslararası etiğe aykırıysa, ciddi sağlık riski taşıyorsa, yan etkileri kalıcı zarar verebiliyorsa, deneye katılan kişi tam olarak bilgilendirilmeden yapılıyorsa caiz olmaz/haramdır.
Hayvanların leşine insan muamelesi yapmak gerekmez. Sağlık açısından ne gerekiyorsa o şekilde imha edilmeleri gerekir.
Herhangi bir hayvanın bilimsel amaçlı değerlendirilmesinde sakınca yoktur. Şu kadar ki, bu bilimsellik ismini hak eden bir çalışma olmalıdır. Hayvanlarla eğlenilmesi caiz değildir. Daha sonra itlaf edilmesi de bu çalışmanın gereği ve sonucu olduğu sürece sakıncalı değildir.
bilim konusundaki diğer fetvalar
Bu branşı bir laboratuvar bilgisi gibi bilgi üreten ilim dalı gibi göremeyiz. Daha çok basiret ve ferasete dayanan kaynakları kullanmaktadır. Evet, şu çizgi şu anlama geliyor diye bilgi veriyor ama laboratuvar bilgisi gibi bilgi değildir bunlar. Şu andaki bilim düzeyine göre sonuçları kati sonuçtur denemez. Bu nedenle de mübarek ve değerli bir ilim dalı gibi görmek istemeyiz bunu. Ürettiği sonuçları da kesin sonuçlar görmeyeceksek, gaipten bilgi verme demeyeceksek caiz olabilir. Basiretli bir mümin kendisine daha anlamlı bir iş bulmalıdır.
Bilimsel çalışmaları yürütenler büyük rakamlar kullanıyorlar. Onların elindeki bilgi kazılar ve buluntular üzerinden yürütülmektedir. Bir kenarda bekletilmesinde sakınca olmayan bilgi olarak bakarız o bilgiye. Neticede bilim adamları da iki kere iki der gibi önümüze koymuyorlar bu bilgiyi. Elimizde ilk insandan bugüne şu kadar zaman geçmiştir denebilecek kesin bir bilgi yoktur. Âdem ile Nuh aleyhisselam arasındaki yaklaşık zamana, Nuh’tan İbrahim aleyhisselama gelen zamana, İbrahim aleyhisselamdan bu zamana gelen dilime ait yaklaşık rakamlar oluşturulabilir. Bu da en fazla yirmi beş bin yılı bulabilir. Öyle veya böyle mü'minin imanına ve ibadetine ait bir yarar oluşturmayacak konularda zihin yorulmasını isabetli bulmayız. Allah Teâlâ akıbetimizi hayır kılsın. Âmîn.
Sizin bunu sorduğunuz tarih itibariyle yaygın bir pratiği yoktur; yapılacak edilecek türünden bilgiler ulaşıyor bize. İkinci olarak da bu uygulamanın ne için yapıldığı, gerçekten insan sağlığı mı öne çıkarılıyor yoksa başka amaçlar mı var, bu da netleşmiş değildir. Üçüncü olarak da böyle bir uygulamanın insan sağlığına uzun vadede bile olsa olumsuz bir etki yapacak mıdır, elimizde yeterli ve kesin bir araştırma sonucu yoktur. Bir nevi bilimsel çalışma deneyi gibi durmaktadır. Dolayısıyla böyle bir soruya verilebilecek net cevap olmaz. Sağlık açısından bir risk söz konusu değilse ve ikinci ve üçüncü sorulardaki endişe izale edilebilirse bir nevi kola saat takmak gibi kabul edebiliriz.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin mirası olarak gösterilen ve övülen ilim Kur'an ve ona bağlı olarak gelişen ilimlerdir. Ancak insana faydalı olan ilimlerin sevabı yoktur şeklinde değerlendirilmesi yanlış olur. Helal ve insana faydalı işler için öğrenilen kullanılan ilimler için de sevaptan söz edilir elbette. Özellikle de tıp gibi direkt insanın zaruretini hizmet eden ilimler için muhakkak sevap vardır.
Hava tahmini veya deprem tahmini üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar ve o çalışmalara dayalı bilgilendirmeler neticede BİLİMSEL BİR TAHMİN olarak kalmaktadır. Yönlendirici nitelikli bir karar değildir. İlahi düzene bir itiraz değildir. Bu niteliği ile de yapılan çalışmanın dinen sakıncası olduğu söylenemez. Tahmin isabetli olursa bunu Allah'ın bir nimeti olarak görürüz. İsabetsiz olursa da zaten bir iddiamız yoktu deriz.