Fetva Meclisi
Soru
Hocam benim Hristiyan bir eşim vardı. Nikâh, benim öğrenci yıllarımda gerçekleştiği için mihr olarak iki bin beş yüz avroya anlaşmıştık. Dinimi daha ciddiye almaya başladığım zamanlar anlaşamadık ve kendisi de boşanmak istedi. Kendisinden boşanırsam mihri istemediğini beyan etmişti. Sonunda boşandık ve şimdi benden bu parayı istiyor. Bu miktarı ona vermek zorunda mıyım?
Cevap
Benzer fetvalar
Nikâhınız düşmedi ise de düşürün siz ve omuzunuzu rahatlatın. Mihri de verebileceğiniz taksitlerle verin. Onun adına bir bankaya da yatırabilirsiniz. Geçmiş olsun.
Eşiniz haklıdır. Konuşulan altın olduğuna göre ödeme de altın olarak verilecektir. Eşiniz şu anda bu hakkından vazgeçip “şu kadar lira” vermenizi isterse onda da sakınca olmaz.
Onunla yatağa girdi iseniz, mehir onun tarafına geçmiş demektir; vermek zorundasınız. Konuşun, istemezse bir sakıncası yok sizde kalır. Ya da pazarlık edin, indirsin.
Bu rakam, sizin borcunuzdur. Eşinizin istediği zaman onu ödemeniz gerekir. Size onu bağışlaması da mümkündür.
Ne söz verdi isen onu vereceksin.
Evet, o malın size intikali sizin için tertemiz helale dönüşme nedeni olmayacaktır. Siz Müslüman olmayan kardeşlerinize de bırakmayın hissenize düşen o malı. Payınızı alın. Onu iyilik yapılacak kurumlara veya kişilere verin. Böylece en iyisini yapmış olursunuz.
borç konusundaki diğer fetvalar
Devletin vatandaşa bir iş alanında destek vermesi başka şey, bir iş için kredi vermesi başka şeydir. Devlet bankalarının sonunda faizi ile ödenen bir kredi açması ile yapılacak bir iş helal olmaz. Belli bir masraf karşılığı borç vermesi ve verdiği borcun karşılığı olarak filanca işi vatandaşına yaptırması şeklinde okunabilecek bir sistem ile ise iş yapılabilir. Belirttiğiniz işin bunlardan hangisine uyduğuna bakarak değerlendirebilirsiniz.
Borç varken zekât gerekmez sözü yerinde bir söz değildir. Bunun doğru olanı şöyledir: Borcu olan borcu kadar olan kısmı elindeki maldan düştükten sonra geri kalan yani borç düştükten sonra elinde kalan miktar nisaptan fazla ise onun zekâtını verir. Doğrusu böyledir. Çiftçilerin masraflarını ve borçlarını düştükten sonra ürettikleri ürünlerin zekâtını verebilecekleri yolunda bu asrın âlimlerinden fetva verenler vardır. Durumu kritik olmayanlar bir düşme yapmadan ürünlerin zekâtını vermelidirler. Takvaya daha yakın olan böylesidir. Borçlarını düşüp geri kalan nisaba ulaşıyorsa onu vermeleri de olabilir. Bu arada tarım ürününün, 650 kg’ı buluyorsa zekât konusu olacağını yani tarım ürününün nisabının 650 kg olduğunu da bilmeliyiz. 650 kg ve fazlası ürün yetiştirdi isek zekâta muhatap olduk demektir. Borçlar ve masraflar düştükten sonra geri kalanı sulama yapmadan elde etti isek 1/10 oranında, sulama yaptı isek 1/20 oranında zekât veririz.
Devletin veya bir başkasının şartlı olarak verdiği borcu sizin başka bir alanda kullanmanız ve sahte fatura ile işinizi teyit ettirmeniz caiz olmaz. Mü'min şartına sadık insandır. Size sunulan şarta uymamanız caiz olmaz. Siz sözünüze uymayarak, size sahte fatura veren de yalana yardım ederek günaha girmiş olursunuz.
Eko-turizmi çevreye zarar vermeden tabii güzelliklerin bulunduğu alanlara yapılan gezi olarak anlıyoruz. Bunu kastetti iseniz cevabımız şudur: Dinimiz, turizm başlığı altında incelenen seyahate önemli bir yer ayırmıştır. Müslüman, Allah’ın mülkünde Allah’ın âyetlerini tefekkür etmek, dinlenmek, ibret almak, ticaret yapmak, sılayırahim yapmak gibi maksatlarla gezebilir. Gezmesi sadece caiz olmak çizgisinde de kalmaz, gezisi sayesinde ecir dahi kazanabilir. Geçmişimizde âlimler en çok gezen ve gezilerini kendileri için, sonraki nesiller için faydaya dönüştüren kimseler olmuşlardır. Seyahatin Allah’a davet için de önemli bir alan olduğunu bilmemiz gerekir. Maksadı ne olursa olsun seyahatle ilgili olarak şu başlıklara dikkat edilmesi şarttır: Seyahat meşru bir maksatla olacak. Haram içerikli veya haram gayeli bir seyahat olamaz. Müslüman seyahatine şeriatı ile çıkmalıdır. Dini ve ahlâkı seyahat nedeniyle azalmamalıdır. Sağlığı açısından zararlı bir seyahat yapmamalıdır. Öncelikli ve önemli işleri arasında sıralamayı aksatmamalıdır. Mesela aile içi görevlerini aksattığı bir seyahat olamaz. İbadetlerini ihmale neden olan bir seyahat olamaz. Sosyal görevlerini ötelediği bir seyahat olamaz. Seyahati topluma, insanlara zarar veren sonuçlar getirmemelidir. İsraf denebilecek bir kapı aralanmamalıdır. İsrafın bir benzeri de borç yükü altına girip seyahate çıkmaktır. Grup halinde yapılacak seyahatlerde muhakkak arkadaş seçimi yapılmalıdır. Bu kurallara dikkat edildikten sonra seyahat mubah bir iş olmaktan yükselip ibadet gibi ecir kazanılan bir işe dönüşebilir. Her türlüsü yapmak uygun olur bu durumda.
Kadın olmanız kendi adınıza bir kurban kestireceğiniz zaman eşinizin iznini almanızı gerektirmez ama sizin bu durumda kurban kesmeyi kendinize farz gibi tutmanız doğru bir hareket değildir. Borçlarınızla ilgilenmeniz kurbandan önemlidir.
Akli melekesini kaybeden biri ise zaten oruç mükellefiyeti kalkmış olur. Böyle bir durum yoksa yaklaşık olarak bir hesap yapabilirsiniz. Şu yıldan şu yıla kadar diye bir hesap yapar ve o oruçların telafisini sağlarsınız. Sonra da istiğfar eder oruç sahibi kişi.