Fetva Meclisi
Soru
Hocam, ben bir konuşma dinliyordum. Konuşan dedi ki: İslâm üstündür, onun üstünde bir şey olamaz. Doğrusu bir anlam veremedim bu söze. Herkesin dini kendine göre üstün değil midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Buhari'nin Cenaiz bölümü 79. kısımda rivayet edilen bir hadiste 'İslam üstündür, üstüne kabul etmez.' denmektedir. Genel mantık olarak, İslam'ı diğerleriyle eşit şartlarda gören bir anlayışı şiddetle reddederiz. İslam, kendisinden doğrunun öğrenileceği kaynaktır. İslam'ın hiçbir yerden alabileceği bir şeyi yoktur. Eğer diyalog kelimesi, Müslüman olmayanlarla irtibat kurma, onlara tebliğ yapma anlamında kullanılıyorsa bir sakıncası olmaz. Hayır, 'kimde ne güzellik varsa alalım' şeklinde özetlenebilecek bir uygulamanın parçası ise bir kelimelik beraberliğimiz olamaz. Biz İslam'ı görücüye çıkaramayız.
İnsanlıkta bütün insanlarla aynıyız. İnsan olmanın getirdiği haklar ve meziyetler herkes için aynıdır. Hiçbir insanı Müslüman olmadığı için insanlık dışı göremeyiz. Böyle bir uygulama dinden gibi gösterilemez. Bu birinci hakikattir. İkinci hakikat ise şudur: İslam üstündür. İslam'ın üstünde bir değer düşünülemez. Müslüman da İslam şerefi taşıdığı sürece din olarak bütün diğer din veya din gibi sanılan düşüncelerin sahiplerinin üstündedir. Bu üstünlük farklı insan olmakta değil, insanlığın hakkını en iyi veren bir dine tabi olmaktadır. Bu iki hakikatin ortalamasını şu şekilde bulabiliriz: Müslümanlık farkı insanlığın üstüne konmuş manevi ağırlıklı bir farktır. Müslüman olmayanlar, İslam'a karşı bir kabalık ve had bilmezlikte bulunmadıkları sürece sadece Müslüman olmadıkları için Müslümanların hedef tahtasında değildirler. Böyle bir anlayış yoktur. İnsanlıkta aynıyız, dünyamız aynıdır. Ahirette ise herkesin yeri bellidir; müminler cennete kâfirler cehenneme!
Herkes Müslüman’dır, herkes dinine hizmet edecektir. Herkes iyiliği yayacak kötülüğü engelleyecektir. Herkes Müslüman ise gerçek budur. Şu var ki herkes aynı kapasite ve fırsatlara sahip değildir. Bu da bir gerçektir. Namazı bile gücümüz kadar eda ediyoruz; ayakta duramayan oturarak kılabiliyor. Yıllarını ilme vermiş biri dini bütün yönleri ile anlatmakla yükümlü olur. Sıradan bir Müslüman ise dinin herkesçe bilinen bir gerçeğini konuşur. Birinci kişi mesela namazın bütün ayrıntılarını anlatır. Sıradan olan ise “namaz kılmalısın” der. Herkes gücü kadar sorumludur. Alkol haramdır, faiz haramdır diyemeyecek biri var mıdır? Korkmaya gerek yok haddimizi bilmeye gerek vardır bu durumda. Allah yardımcımız olsun.
Mesele şöyledir: Müslüman bir kadın hiçbir şekilde hiçbir MÜSLÜMAN OLMAYANIN eşi olamaz. Müslüman değil iken evli olduğu Müslüman olmayan erkeğin nikâhı kadın Müslüman olduğu an düşer. Eğer henüz ilişkiye girmeden Müslüman olursa kökten ayrılmış sayılırlar. İlişkiden ve belli bir beraberlikten sonra ise Müslüman olması yine ayrılık olur ama bu sefer kadın üç aybaşı geçirecek kadar iddet bekler. Bu iddet süresince eşi de Müslüman olursa bir araya gelmelerinde sakınca olmaz. İddet bittiği hâlde erkek Müslüman olmazsa kadın sonsuza kadar eski kocasından ayrı kalmış demektir. Bu kural bizzat Kur'an’ımızda zikredilen bir kuraldır. Dolayısıyla hiçbir şekilde bir içtihatla değiştirilip esnetilemez. Bunu kabul etmeyen kadın dini inkâr etmiş olur. Kabul ettiği hâlde eski eşinin yanında kalmaya devam ederse bu durum da bir zina durumudur. Biz dinimizin kurallarını birileri dinimizi beğenecek veya beğenmeyecek üzerinden düşünemeyiz. Böyle düşünecek yerde, bu durum erkeklerin de Müslüman olmasına sebep olduğunu düşünsek daha iyi olmaz mı?
Mushaf’ı, hakaret kastederek yere atmak dinden çıkmaktır. Maazallah öyle bir şey yapan yeniden iman etmedikçe mü'min sayılmaz. Kastı hakaret olmayan, sizin örneğinizde olduğu gibi sinirlerine hâkim olamadan yaptığı bir eylem olduğunda ise küfür olmayacağı umulur ama yine de istiğfar etmesi gerekir. Kur'an’ımızı her türlü saygıyla ve titizlikle yüce tutmak gerekmektedir. Bu bir iman meselesi olarak görülmelidir.
Peygamberler de bununla karşılaştı. İnsanların bir veya iki nasihatle akıllanacaklarını nasıl düşünürüz? Bu bir. İkincisi de şudur: Bizim vazifemiz hak bildiğimizi izah etmektir, kalpler Allah’ın elindedir. Kimsenin hidayetinden sorumlu değiliz biz, vazifemizi yaparız gerisini de dinin sahibine bırakırız. Öyle her tepkinin önünde eriyecek olsak varlığımızı tüketiriz bilmeden. Bu açıdan tekrar düşünmeye çalışın.
cami konusundaki diğer fetvalar
Namaz için kıbleye yönelmek şarttır, aksi takdirde namaz olmaz. Mekke’de Kâ’be’nin önünde namaz kılanın yüzde yüz ona yönelmesi de şarttır. Şehir ötesinden yönelen ise KÂ’BE’nin yönüne yönelir. O yöne yönelmiş olmak namazın sahih olması için yeterlidir. Bu yöne yönelmede %45’e kadar olan yanılmalar namazın kabulüne mani değildir. Oran bu derecenin altında ise bu meseleyi tartışmamanız gerekir.
Camiler Allah’ındır, ona ibadet için yapılmışlardır. İlim de namaz gibi bir ibadettir. Cami ilim merkezi olmaya en uygun mekândır. Caminin ağırlığını zedelemeyen, orada namaz kılanlara zarar vermeyen bir ders grubu çok rahat bir şekilde camide yapılabilir.
Caminin içinde kirlenmeye sebep olacağı endişesi ile Hanefi fukahası cami içinde cenaze namazı kılmayı mekruh görmüşlerdir. Yağmur, soğuk gibi makul bir nedenle camiyi kirletme riski yoksa kılındığında cenaze namazının kabulü açısından bir sıkıntı olmaz biiznillah.
Kesinlikle cami daha sevaplı olur. Gidemediğiniz zamanlar ise evinizde eşinizle “küçük bir cemaat” yapmış olun. Allah Teâlâ kabul buyursun.
Yanlış yapıyorsun. Cami imamın değil ki? Cami Allah’ın evi. İmam da sen de fanisiniz, cami ise kalıcı. Her şeye rağmen camiye gideceksin. İmamı görmemeye çalış. Sorma ona. Tartışma kimse ile. Şeytan bir taşla kaç kuş vurmuş, gördün mü? Kesinlikle camiye dön. Ashab-ı kiram döneminde bile cami imamı sorun oluşturabiliyordu. Sonraki dönemlerde de hiç eksilmedi bu sorun. Caminin ağırlığında bir imam her zaman bulunmuyor. Ne et et, camiye dön.
Zekatı şahıslar verir. Kurumların zekatı olmaz. Cami ve dernek, vakıf kurumdur. Parasının zekatı olmaz. İş yeri, şirket gibi kurumların ise sahipleri bulunduğu için onlar zekat verirler.