Fetva Meclisi
Soru
İnsani değer sıralamamız nasıl olmalıdır? Biz Müslümanız, Müslüman kardeşlerimize değer veririz. Peki, gayrimüslimlere karşı tavrımız nasıl olmalıdır? Bir gayrimüslime bir Müslümandan daha çok değer verilebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
İslam herkesin dini değildir ama o Allah’ın dinidir. Diğerleri onunla aynı listede olamazlar. Belirttiğiniz söz bir hadistir. Ve bundan kaynaklanan pek çok hüküm vardır. Size bu hükümlerden örnekler zikredebilirim: Müslüman bir kadının kocası Müslüman olmayan bir erkek olamaz. Çünkü ailede erkek yönetendir, kâfir mü'min bir kadına karşı bu konumda olamaz. Asla dinler arası kardeşlik veya ortaklı olamaz. Muharref bir dinle kıyamete kadar baki bir din aynı masaya oturamaz. Aynı ortamda cami ve kilise ya da başka bir mabet inşa edilemez. Aynı cilt içinde Kur'an ve İncil/Tevrat basılamaz. Bizim dinimize bakışımızla iman etme iddiamız arasında çelişkinin olması tehlikelidir. Böyle konularda ulu orta konuşulmamalıdır.
Peygamberler de bununla karşılaştı. İnsanların bir veya iki nasihatle akıllanacaklarını nasıl düşünürüz? Bu bir. İkincisi de şudur: Bizim vazifemiz hak bildiğimizi izah etmektir, kalpler Allah’ın elindedir. Kimsenin hidayetinden sorumlu değiliz biz, vazifemizi yaparız gerisini de dinin sahibine bırakırız. Öyle her tepkinin önünde eriyecek olsak varlığımızı tüketiriz bilmeden. Bu açıdan tekrar düşünmeye çalışın.
Yaratılırken var edildiğimiz şekil ve ortam üzerinden bir tartışma yürütmek doğru değildir. Allah Teala kimi hangi ırktan, hangi yörede yarattı ise o kaderine razı olmalıdır. Hiçbir ırkın diğer ırka karşı bir üstünlüğü olmayacağı gibi, insanların kendi ırklarını yok saymaları da gerekmemektedir. Türk olanın Türklüğünü meziyet görmesinin uygun olmayacağı kadar Türklüğü yok sayması da gerekmez. Dünyevi hayatımızın gerektirdiği şeylerden biri yörelerimiz, köylerimiz, vatanlarımızdır. Bunları boş şeyler olarak görmüyoruz. Bir Müslüman için önemli olan Allah'ın rızasına göre yaşamak olmalıdır. Asıl maksat odur. Zira Allah katında takvadan başka bir değer unsuru yoktur. Takvayı ikinci plana iten ne varsa yanlıştır.
Dürüstlükten ne anladığına bağlı; yaratanına karşı dürüst olmayan birinin nesi dürüst olacak? Bir de bir iki başlıkta iyi olmak her şeyde iyi olmayı gerektirmiyor. Herkesin penceresi farklı, herkes aradığını görmek ister.
Biz bütün insanları insan olarak kardeşimiz biliriz. İyilik eder iyilik bekleriz. Zarar vermez zarar da görmemeye çalışırız. İnsanların içinden mü'min olanlarla iman kardeşliğimiz vardır. Birbirimizi sever sayarız, iyilik eder iyilik bekleriz. Hayırda yarışırız. İnsanların içinden mü'min olanları özele ayırdığımız gibi mü'minlerin içinden de akrabalık bağımız bulunanları daha özele alırız. Onlarla daha yakın ve daha köklü ilişkiler içinde olmaya çalışırız. Bir sebeple bir arada bulunmamız, karşılıklı sevgi ve saygıyı oluşturamaz isek bu sefer MESAFELİ VE SEVİYELİ bir ilişki içinde oluruz. Kötülük etmez, kötülük yapılmasına izin vermeyiz. Sabrederiz. Sabrımızın karşılığını da Allah’tan bekleriz. Bu MESAFELİ ve SEVİYELİ ilişkiyi sürdürmeyi de zorunlu görürüz. Bu noktadan daha aşağısı yoktur. Bu noktada olmanın da vebali yoktur.
Mü'min olarak yaşamak, küfrün tuzaklarına düşmemek olduğu kadar nefsin ve şeytanın hilelerine de takılmamaktır. Bir de en az onlar kadar önemli bir imtihan da çevre bataklığında boğulmamaktır. Çünkü çevremizi yok saymaya gücümüz yetmez. Zaten mümkün de değildir. İnsanların hepsinin iyi olduğu bir toplum düşünülemez. Toplum ne olursa olsun, mü'min olarak şahsiyetimizi korumak ve Allah'ın istediği tarzda yaşamak hedefimiz olmalıdır. Elbette tam istenen gibi olmayacaktır. Ama bizim hedefimiz en iyisine doğru koşmaktır. Durduk yerde sorun üretmeye de gerek yoktur. Kâfir kâfirliğini yapacak biz de imanımızın gereğini. Kendimizi müdafaa etmek zorunda kalmadıkça da sorun üreten olmayacağız. Zaten bizim samimi yaşantımız, Allah'ın yardımının bizimle olmasını sağlayacak, kalpler bizim lehimize yumuşayacaktır.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Alıcı ile satıcı emlakçının yanında buluşurlar veya buluşmazlar, bu emlakçılığın helal olması için şart değildir. Emlakçı vekil mantığı ile iş yapar. Yalan ve hile karıştırmadığı sürece vekâletle iş görebilir.
Allah Teâlâ sizi razı olacağı işlere muvaffak kılsın. İlim başlığı altında size şunları tavsiye edebiliriz: a- Bir ilmihal kitabını kavrayacak şekilde okumalısınız. Onu okumadan Kur'an okumanız bile yerini bulmamış olabilir. Diyanet'in ilmihali güzeldir, okuyabilirsiniz. Okuduktan sonra da temel kaynağınız olarak başucu kitabı şeklinde yanınızda olmalıdır. b- İkinci olarak da Riyazussalihin hadis kitabını şerhi ile beraber okuyabilirsin. Erkam Yayınları arasında çıkan şerh sizin için ömür boyu yeterli olur. c- Tefsir olarak da M. Toptaş'ın Şifa tefsiri size yeterli olur. d- Mesleğinizle alakalı olarak yapacağınız karşılaştırmalar için binlerce kitap yerine size tavsiyem şu olur: Kendinize bir ilim danışmanı bulun. Onunla yazışın, görüşün. O sizi fıkıh dünyasına taşısın. Daha rahat ve daha kalıcı bir yöntem olur bu. Allah yardımcınız olsun.
Namaz veya diğer ibadetler bir alışma ve hazmetme süreci isteyebilir. Bundan ötürü endişelenmeyin. Öyle de olsa kılmaya devam edin. Bir zaman sonra rahat ettiğinizi göreceksiniz. Allah mübarek etsin, amellerinizi makbul olsun.
Kabiliyetlerimizi keşfetmenin en iyi yolu zamanı iyi izlemektir. Geldiğiniz bu yaşa kadar becerebildikleriniz ve beceremedikleriniz bunun belgesi durumundadır. Elbette siz bunu fark edemeyeceksiniz. Bunun için de insanın bir mürşidi olur, o mürşid onu tartar ve yönlendirir. Böylesi garantiye daha yakındır.
Bir insan reşit olduktan sonra babasının ona belli bir işi yapıp yapmama konusunda hak baskısı yapması belli bir makul zemine oturmaz. Babanızın baskısı nedeniyle bir karar değiştirmenize bir şey diyemem. Ne var ki, yıllar sonra müminlerin hayatındaki tıkanmalarda sizin destek eksikliğinizin kalbinizi sıkıştırabileceğini de vereceğiniz kararlarda etken sebep olarak düşünün, deriz size. Oy vermek kadar vermemek de basit bir tercihtir. Oy vermeyen müminlerin yaptığını batıl göremiyorum ama onun yerine ne yaptıklarını çok merak ediyorum. Tabi ki o yaptıkları işin ağırlığı da önemli olacak..
O tür nafile namazlar ikişer rekât olarak kılınır. Daha fazla rekâtlı olarak da kılınabilir. Dört, altı veya daha fazla da olabilir.